Etiketler

, , , ,

Rol Yapmayın Lütfen

Tiyatro ve Sinema Oyunculuğunda Hazırlık

Yazarlar: Eric Morris

Joan Hotchkis

Anahtar Cümle

Hiçbir şey bir şeydir.

Duyu Belleği Alıştırması

Duyu Belleği Alıştırması için ne dense abartılmış olmaz. İşçilik kavramının temel taşıdır. Çalışmaya yenebilir, içilebilir bir şey seçerek başlamak akıllıca olur çünkü böyle nesneler, beş duyuyu da ilgilendirir. Alıştırmanın amacı için, hep bütün duyuları gerektiren nesneler kullanın çünkü o zaman, devamlı olarak bütün enstrümanınızı çalıştırmış olursunuz. Sonradan, seçimizde duyu belleğini kullanırken, bir duyuyu belli bir nedenle yalıtabilirsiniz. Bir müzik parçası yaratmak isterseniz, sadece duyma duyunuzu kullanırsınız ya da seçiminiz bir koku ise, koku alma duyusunu yalıtırsınız.

Nesnenizi –bir bardak süt, bir fincan kahve, şekerleme ya da meyve- seçtikten sonra kendinize çalışmak için bir yer bulun. Burası, kendinizi rahat hissedebileceğiniz, dikkat dağıtıcı olmayan bir yer olmalıdır. Bir çalışma yeri kurmak iyi bir alışkanlıktır.

Beş duyunuzdan herhangi biri ile başlayın. Beş duyunuzdan hangisinin en kuvvetli olduğunu kısa zamanda anlayacaksınız. Diğerlerini teşvik etmek için onu kullanın. Diyelim ki nesneniz bir fincan kahve. Buradan itibaren çalıştığınız herhangi bir nesneden “nesne” diye söz edin, adını kullanmayın. İsimler ve tanımlayıcı etiketler duyusal bir tepki önerir ama duyunun kendisini uyandırmaz. Tanımlayıcı sözcükler, duyuların kendi tepkilerini tahrik etmek yerine, duyularınıza yanıt sağlar. İstediğiniz yanıt türleri sözlü olmamalıdır ve konuşma dilinde değil parmaklarınızda, kulaklarınızda, dilinizde, gözlerinizde yer almalıdır. Duyu belleğinde konuşma dili yoktur. Kullanılmama yüzünden duyularımız tembelliğe koşullanmıştır ve özellikle isimsiz sözcüklerle onlara başvurmazsanız uykuya geçeceklerdir. Sıcak ya da soğuk değil, ısı. Fincan ya da portakal değil, nesne. Santimetre ya da metre değil, boy. Sert ya da yumuşak değil, doku. Kırmızı ya da mavi değil, renk. Sütlü şekerli bir fincan kahve olan nesnenizi seçtikten sonra (Çünkü süt ve şeker hem görsel, hem de tat bakımından daha fazla unsur ekler, ama sade ise, o da olur) alıştırmaya başlamaya hazırsınız demektir. Fiziksel hareket sırası; kahve fincanınızı masanın üstüne yerleştirmek, kaldırıp ağzınıza götürmek, bir yudum almak, tekrar masaya koymak, olacaktır. Kulağa basit geliyor ama bu, bardağı ağzınıza bile götürmeden önce iki hafta her gün çalışmanıza ve yüzlerce soru sormanıza mal olacaktır. Şaşırtıcı bir serüvene başlamak üzeresiniz.

Görsel duyu ile başlayın. Fincan masanın üstünde. Onun uzay içindeki yerini belirlemek için bir uzam sorusu ile başlayın:

  • Nesne masanın üzerinde, nerede?

Bu soruya gözlerinizle yanıt verin; o , onu gördüğünüz yerde. Sonra bu uzamsal soruyu, aynı gruptan başka sorularla destekleyin:

  • Nesne, masanın sağ köşesinden ne kadar uzaklıkta duruyor?

Bakın ve o uzaklığı görün.

  • Sol köşesinden ne kadar uzakta?

Yine, görsel olarak yanıtlayın. Nesne, masanın sol köşesinden gözlerinizin onu gördüğü kadar, uzaktadır. Santimetre, metre gibi konuşma dili türü cevapları engelleyin. Nesne, masanın sol köşesinden, gözlerinizin size söylediği kadar uzaktadır.

  • Benimle nesne arasındaki uzaklık nedir?

Bırakın gözleriniz yanıtlasın.

  • Nesne, masanın ne kadar alanını kaplıyor?
  • Nesnenin genişliği ne?
  • Nesne, masadan ne kadar yüksek?

Unutmayın, yanıtlar gözlerinizin görüp, size söylediği, görsel tepkiler olacaktır. Sözcük yok. Masadan ne kadar yüksek olduğunu sorarken, onu masanın üzerindeki bir başka nesneyle karşılaştırabilirsiniz. Örneğin, masanın üstünde bir lamba olabilir. Şöyle sorabilirsiniz:

  • Lambayla karşılaştırılınca, nesne masadan ne kadar yüksek?

(Üzerinde çalıştığınız dışında, diğer nesnelerden adıyla söz etmenizde sakınca yoktur.)

Bu tür karşılaştırmalı bir soru nesnenizin uzamsal ilişkisini destekler çünkü nesnesiz çalışmaya başladığınızda, bu karşılaştırma noktaları, onun uzamdaki yerini belirlemede size yardım edecektir.

Şunu belirtmekte yarar var; belli bir kategoriye ait bir soru sorduktan sonra (uzam bir kategoridir) , tamamiyle başka bir kategoriye geçmek yerine, o soruyu aynı kategoriden başkaları ile desteklemeniz gerekir. Örneğin, eğer “nesne nerede?” sorusunun ardından “nesne ne renk?” sorusunu sorarsanız, o iki soru değişik kategorilerden olduğundan, duyunuzu, aynı keşif alanında diğer sorularla, birinci soruya tepki vermeye teşvik etmemiş olursunuz.

Uzamsal kategoride sorabileceğiniz daha çok sayıda soru vardır. Örneğin, şimdi şöyle sorarak, bir başka duyunuzu; dokunma duyunuzu işin içine katabilirsiniz:

  • Elimi ve kolumu nesneye uzattığımda, nesneye dokunmak için kolum ne kadar mesafe kat ediyor?

Bütün bu soruların amacı, nesneyi uzamda bir yere yerleştirmektir. Öyle ki, onsuz çalıştığınız zaman nesnenin sizde belirli, kesin bir yeri olsun ve hayali nesne için çalışırken bu yeri yeniden yaratabilin.

Bir kategori içindeyken imgeleminize ve nesnenin size sunduklarına bağlı olarak yirmi, otuz, kırk soru sorabilirsiniz çünkü değişik nesneler, değişik sorular akla getirir. Soruların sonsuz olduğunu bilmeniz önemlidir. Biz yedi, sekiz tanesini veriyoruz. Siz daha fazlasını üretebilirsiniz. Örneğin bir başka uzamsal soru şu olabilir:

  • Eğer nesneyle aynı düzeye gelecek kadar eğilsem , nesne, arkasındaki duvarın ne kadarını kapatır?

Ayağa kalkar, nesneye yukarıdan bakarak şöyle sorabilirsiniz:

  • Bu durumda, masanın merkezine göre, nesne, tam olarak nerede duruyor?

Kendi sorularınızı icat edin. Nesneyle çalışırken sekiz, on soru sorduktan sonra, nesneyi kaldırın. Tamamiyle görme alanınız dışında olsun. Hayali nesneyi yeniden yaratmaya çalışırken, gerçek nesnenin çevrenizde bile olması duyularınızı karıştırır.

Aynı grup soruyu yeniden sorun ve onun, gerçekten orada olması duyumunu teşvik ederek hayali nesneye yanıt vermeye çalışın. Eğer önceden aklınıza gelmemiş sorular bulursanız, sorun. Daha önce sormamış olduğunuz soruları sormaktan kaçınmayın, sorun ve görsel olarak yanıtlayın. Bunu yaptıktan sonra nesneyi tekrar, tam olarak önceden durduğu yere koyun. Tepki almakta başarılı olduğunuz, olmadığınız ya da unuttuğunuz yerler hakkında kısa bir envanter çıkarın.

Şimdi, yine gerçek nesne önünüzde, başka bir soru grubuna geçin. Bu noktada, nesneye uzanma konusunda daha önce bir görsel-dokunumsal soru sormuş olduğumuza göre, dokunma duyumuzu işe katmak isteyebilirisiniz. Soru şöyle olabilir:

  • Beş parmağımı nesneye yaklaştırdığımda, elimin herhangi bir yerinde dokunma beklentisi hissetmeye başlıyor muyum?
  • Bu beklenen dokunma parmak uçlarımda herhangi bir duygu yaratıyor mu?

Bu soruları, çok hafif bir karıncalanma da olsa, parmak uçlarınızda yanıtlayın. Yanıtı parmak uçlarınız versin.

  • Bütün parmaklarımı nesneye yaklaştırdığımda, nesnenin üstünde hangi noktada ve parmağımın hangi noktasında ilk teması gerçekleştiriyorum?

Bu üçlü bir sorudur, üçü birdir, hem görme hem dokunma hem de devinduyumu ilgilendirir. Her duyuya yanıt için zaman tanıyın. Nesnenin üstünde, temas noktasını görmenize izin verin. Parmağınızın dokunduğu noktayı görmenize izin verin. Ve parmağınızın temas noktasını hissedin.

  • O parmakta ne hissediyorum?

Dokunma ile ilgili bir sorunun yanıtı, nesneyle temas eden parmağın, o bölgedeki duyumudur.

  • Elimin diğer parmakları ile dokunduğumda ne hissediyorum?
  • Teması, parmaklarımın kaç noktasında yapıyorum?
  • Nesneyi yumuşakça tutarken, bu his neye benziyor?

“Benzeme”, “dokunduklarında, parmaklarım ne anlıyor?” demektir. Benzetmeyle yanıt vermeyin. Dokunma duyusu ile yanıt verin. Neye benziyorsa, ona benziyordur. Belli bir grup sorudan sonra durun ve nesnesiz çalışın, sonra da kaçırdığınız, unuttuğunuz şeylerin envanterini çıkarın, ardından yine geçek nesne ile çalışmaya başlayın. Ayrıca, eğer isterseniz, o belirli duyunun bir parçasında belirginliğinizi geliştirmek için aynı soruları tekrar tekrar sorabilir, nesneyle ya da nesnesiz çalışabilirsiniz.

  • Nesnenin dokusu ne?

Doku, neye benziyor kategorisinde destekleyici bir sorudur. Doku kendi başına da bir kategori olabilir.

  • Dokusal olarak her parmağım arasında hissettiğim fark ne?

Tek tek her parmağa yanıt için zaman verin. Çünkü her parmak gerçekte dokuya farklı yanıt verebilir. Nesnenin üzerinde değişik noktalarda ısının dokuya etki etmesi olasılığı vardır. Küçük parmağınız, orta ve işaret parmağınıza göre daha aşağıda olabilir ve sıvı, nesnenin alt bölümünde farklı bir ısıda olabileceğinden, küçük parmağınız biraz nem hissedebilir, bu da dokuyu etkiler.

  • Parmaklarımı oynatmadan, herhangi birinde dokunsal bir fark hissediyor muyum?
  • Nem var mı?
  • Varsa, nerede?
  • Nem duyumu, nem olmayan alanlara göre nasıl bir fark gösteriyor?

Bırakın parmaklarınız yanıtları bulsun. Kendinize “Burası kuru, burası sıcak, burası soğuk, burası ıslak”, demeyin.

  • Parmaklarımı oynatmadan, pürüz hissediyor muyum?
  • Hissediyorsam, bunu parmaklarım nasıl anlıyor?
  • Nesnenin biçimini hissedebilir miyim?

Şimdi, bu noktada birkaç görsel soru katabilirsiniz:

  • Nesnenin genel şekli nedir?
  • Üstünün şekli ile altının şekli arasındaki fark nedir?
  • Alta göre üst, ne kadar daha geniş?
  • Yanların daraldığı yerdeki açı ne kadar eğimli?

Sonra görsel sorularınızın üstüne bazı dokunma soruları ekleyin:

  • Gördüğüm şekil, dokunduğumdan nasıl farklı?
  • Şekli dokunarak hissedebilir miyim?
  • Parmaklarım eğimi hissediyorlar mı?
  • Isı ne?

Sırayla, her parmakla yanıt verin. Her parmağın tek tek karşılık vermesini teşvik edin. Sorularınızı görsel ve dokunumsal alanlarda ileri geri dokuyabilirsiniz. Diyelim ki, kahveden duman çıkıyor. Az önce parmak uçlarınızla ısıyı hissetmiştiniz. Bunu, nesnenin ısısının görsel ipuçlarıyla destekleyebilirsiniz:

  • Tüten duman var mı?
  • Varsa, hangi şekli alıyor?
  • Genel şekilde parça şekiller var mı?

Sonra tekrar dokunumsal keşfe dönün:

Her Duyu Belleği Alıştırmasında birçok keşif yapacaksınız. Bu, işçilikte geliştiğiniz anlamına gelir. Duyularınıza ve duygularınıza hangi tür soruların hitap ettiğini bulacaksınız. Isı hakkında yaptığınız keşif, önemli ve değerliydi. Bedeninizin, ısıya göre kendini çabucak ayarladığını ve ısıya ilk tepkinizin en iyi tepki olduğunu öğrendiniz. Aynı şekilde, koku alma alanında, burnunuz çabucak fazla yüklenmiş hale gelecektir, kendini bütün kokulara duyarsız hale getirecektir, tekrar tekrar nesneden uzaklaşmak zorunda kalacak ve tazelenmiş olarak geri döneceksiniz. Öyleyse şimdi kendinize taze bir kahve koyun ve devam edin.

Not: Bu yazı Eric Morris Ve Joan Hotchkis tarafından yazılmış olan Rol Yapmayın Lütfen / Tiyatro ve Sinema Oyunculuğunda Hazırlık kitabında alınmıştır.

— Devamı bu bölümün 2. kısmında yayınlanacaktır. —

Reklamlar