Etiketler

, , , , , , , , ,

ŞEYTANIN OKULU

Yazan: Eric-Emmanuel Schmitt

KİŞİLER:

Doktor

Baş Uşak

Şeytan

Agaliarept

Sargatans

Nebiros

Caron

 

Karanlık.

Sanki görünmeyen bir duvardan birkaç damla düşer.

Acı bir çan sesi gibi ses çıkartarak kapanan ağır kapıları duyarız; sonra adımlar, metalik ve nemli bir yüzey üzerinde hızlı adımlar; bu adımlar metalik bir katedral boyunca yüksek yankıyla devam eder.

Sonunda sağdan gelen adımlar soldan gelen adımlara karışır.

Doktor ve Baş Uşak karşılaşırlar.

 

Baş Uşak:            Ee, nedir?

Doktor:                   Durumu aynı.

Baş Uşak:            Ateşi?

Doktor:                   Bin.

Baş Uşak:            Bin mi? O halde normal?

Doktor:                   Normal.

Baş Uşak:            Kalp atışları?

Doktor:                   Yok.

Baş Uşak:            O halde normal?

Doktor:                   Normal.

Baş Uşak:            Peki teşhisiniz nedir?

Doktor:                   Depresyon.

Baş Uşak:            Ama ben ortada onu depresyona sürükleyecek hiçbir neden göremiyorum, her şey daha da kötüye gidiyor.

Doktor:                   Bundan emin misiniz?

Baş Uşak sözlerini desteklemek için koca bir kâğıt rulosu çıkartır. Rulonun içinde bilgiler yazılıdır. Yorumlamaya başlar.

Baş Uşak:            Şu anda dünya üzerinde on beşten fazla savaş var, hepsi de teknik gelişmeler sayesinde gayet yıkıcı savaşlar; ayrıca bir milyon ağır vaka, buna bağlı olarak her ay pek çok ölü ve bir sürü ağır yaralı; üç deprem; iki büyü fırtına; elli sel ve bir kronik kuraklık; insanlığın yarısı açlıktan ölüyor, diğer yarısı ise sindirim güçlüğünden, tıp felaketzedelerle uğraşadursun, yeryüzünde halen yüz yirmi beş ölümcül hastalık kol geziyor; hapishaneler tıka basa dolu; kürek mahkumlarının gemileri ve gettolar da öyle; idam cezası hüküm sürüyor; işkence kazanı fokur fokur kaynıyor; umursamazlık erdeme dönüştü; çocuklar tokatlanıyor, dövülüyor, öldürülüyor; onlara tecavüz ediliyor; dinler taşkınlığa ya da cinsel suçlara itiyor insanları, kısacası onu depresyona sokacak hiçbir neden göremiyorum!

Şeytan karanlıktan çıkar. Acı çekmektedir.

Şeytan:                   Banalite! Bayağılık içinde çalkalanıyoruz. Batıyorum, boğuluyorum.

Baş Uşak:            Şeytan Hazretleri, demeyin böyle. Bu bet dünyada beterin de beteri yok.

Şeytan:                   Bizim için artık gelecek yok. Kötülük bitti.

Baş Uşak:            Hadi canım, tam tersine! Bilimlerin son zamanlarda bize yaptığı beklenmedik takviyeyi göz ardı edemezsiniz. İlerleme, Şeytan hazretleri, fizik ve kimyanın da insanlara sunduğu tüm imkanlar şu anda, bize aktivitelerimizi on kat arttırma fırsatı sunuyor. Aptallık yükselmedi kuşkusuz, ancak artık aklın da desteği sayesinde, aptallık eskisinden çok daha öldürücü.

Şeytan:                   Hıh! Önemsiz! Devede kulak bunlar!

Baş Uşak:            Ah, izin veriniz! Elimde rakamlar var!

Şeytan:                   Saçmalık! Dişimin kovuğuna gitmez onlar! Gerçek şu ki; kötülük yalama olmuş! Yeni bir şeyler bulmak gerek.

Baş Uşak:            Size ilettiğim dosyalara göz attınız mı? Uzmanlarınız, isteğiniz üzerine, bence hiç de yararsız olmayan birçok somut öneride bulunuyorlar.

Şeytan:                    Fasafiso bunlar! Sıradan işler! Yeni silahlar, yeni salgınlar, bir toplu katliam, iki dünya savaşı… Temcit pilavı gibi ısıtıp ısıtıp önüme koyuyorsunuz! Gerçekte yeni hiçbir şey yok, bunları zaten bin kere yaptım. Sizin uzmanlarınız uzman değil tarihçi. Zaten eğer bir şeyler icat edabilselerdi, onlara uzman demezdim.

Büyük bir gürültü. Cehennemin üç zebanisi Agaliarept, Sargatans ve Nebiros paldır küldür inerler. Doktor kaçar.

Agaliarept:         Efendimiz!

Üçü esas duruştadırlar.

Şeytan:                  oo! İşte gerçek pislik kokusu. Nihayet güvenilir bir koku.

Agaliarept:         Şeytan hazretleri, size çözümü getirdiğimizi sanıyorum.

Baş Uşak:           Bir dosya hazırlayın, biz inceleriz.

Şeytan:                  Hadi, konuş.

Agaliarept:         Şöyle bir tur atmak için dünyaya indik: insanlık hala bir çirkef kuyusu, hiçbir düzelme yok, ancak kötüye de gitmiyor. Siz haklıydınız, tedbirler almak gerekli.

Şeytan:                   (Baş Uşağa) Ya, gördün mü?

Baş Uşak:            Dalkavuğun lafları işte!

Şeytan:                   (Agaliarept’e) Devam et.

Agaliarept:         Geçmiş yüzyıllarda icat etmeye çalıştığımız her şey küçük işler haline geldi artık.

Baş Uşak:            (Yaralanmış) Ama bu kabul edilemez! Peki ya barut, toplar, ateşli silahlar?

Agaliarept:         Devede kulak bunlar!

Baş Uşak:            Ya ekonomik küreselleşme, savaşların küreselleşmesi?

Agaliarept:         Küçük işler! Sadece köyümüzün sınırlarını büyüttük o kadar. Bize bir devrim gerekiyor.

Baş Uşak:            Ne devrim mi? Onlardan hiç düzenlemediysem en az on bin tane düzenledim zaten, tam on bin iki tane.

Sargatans:          Onun kafası basmıyor Şeytan hazretleri. İnsanların artık ummadıkları yerlerine müdahale etmeliyiz: beyinlerine.

Şeytan:                  Ne öneriyorsunuz?

Sargatans:         Onların kötülüğe bakışını değiştirmeyi.

Şeytan:                  Sadede gel sadede?

Sargatans:          Öncelikle sizi yok etmeyi.

Şeytan:                   Anlamadım!

Sargatans:          Bundan böyle şeytandan konuşulmayacak ya da biz zebanilerinden. Etkili olabilmek için yok olmalıyız.

Şeytan:                  Anlayamadım.

Agaliarept:         Kötülüğün gerçeğini, “kötülük”ten ayırmalıyız ki onu yalanlayalım ve tekrar görmeyelim. Bakın, size üç strateji sunuyoruz. Önce sen Nebiros.

Nebiros:             Ben öyle bir teoriyim ki bana göre kötülük yok. Hiç kimse isteyerek kötü olmuyor. Herkes her zaman bir iyilik yapmayı hedefliyor. Bu bir hayır olmasa bile, en azından her kişi kendi için iyi bir şeyler arzular. Kısacası hayır ve iyilik, işte bireyin iki yegane hedefi. Düşünün bir Şeytan hazretleri: insanoğlu böyle düşünmeye başladığı andan itibaren kötülük sadece, bir iş kazası, bir yargı hatası, bir ufak suç, bir geçici bozukluk, bir yolunu şaşırmış sinek olacaktır. Kötülük önemsiz hale gelecek, ağırlığını yitirecek, bir yanılsama olacak. Böylece hata işleyen kişi masum kalacak.

Şeytan:                   Çok zekice! Buna ne ad veriyorsun?

Nebiros:              İdealizm. İnanın bana, eğer insanların bilinçleri kendi iyilikleriyle rahatlayıp bir uykuya dalmışsa, oradan içeri sızabilir, her yerini ele geçirebilir ve orada sürekli çalışabiliriz.

Şeytan gülümser ve Sargatans’a döner.

Şeytan:                   Ya sen, Sargatans?

Sargatans:          Ben öyle bir teoriyim ki bana göre iyi bir kötülük yalnızca daha küçük bir kötülüktür. Yani bir ölü yüz ölüden iyidir, küçük bir savaş büyüğünden iyidir, öldürülen bir rehine devam eden bir çatışmadan iyidir, bir zanlı olması hiç olmamasından iyidir. Ben geçici kötülüğüm, koruyucu kötülük: bir ölüm cezası, masum birininki dahi olsa, bir örnek teşkil eder ve bir yıldırma etkisi yapar; adalet komedyası adaletin üzerine çıkar; gerçek değil yalnızca düzenin gerçeğe benzerliği geçerlidir. Ben ise arındırırım. Kötülüğü, daha büyük bir kötülüğü engellemek için yaparım. Kötülüğü görecelilikler okyanusunda boğarım. Belirlerim, ölçüp biçerim ve en aza indirgerim. Her şey hesaplıdır. Artık kötülü yok, yalnızca stratejiler var. Analiz ederim, hiçbir şey hissetmem, ahlaki bir bakışım yoktur. Ben…

Şeytan:                   Evet, sen?

Sargatans:          Ben pragmatizmim.

Şeytan:                  Bunun bir teori yerine geçtiğine emin misin?

Sargatans:          Kesinlikle. Soğukluk ve duygu yoksunluğu. Bu insanların dünyasında kolaylıkla aklın yerine bile geçiyor.

Şeytan:                  (Agaliarept’e) Peki ya sen?

Agaliarept:         Ben öyle bir teoriyim ki bana göre bir kötülük her zaman bir iyiliktir, ancak bizim farkına varamadığımız bir iyilik.

Şeytan:                  Şimdi abarttın işte, işkembeden attın! Bu hiç inandırıcı değil.

Agaliarept:         Hayır, öyle. Kötü bir eylemin gerçek sebepleri zihnin kasvetli, karanlık bir yerinde saklı, tıpkı bizim burası gibi bir yer ve buraya bilinçdışı adını verebiliriz. Eğer insan öldürüyorsa, çalıyorsa bu sevgi eksikliğindendir. Kafatasının içindeki bilinmeyen bir kavşakta, kendini yanlış şekillerde ifade eden kimi vahşi arzular var ancak insan şuna inanıyor, bu kötü hareketi yapan bilinci değil, ondaki iğrenç bir yaratık olan, bilinçdışı.

Şeytan:                  Etkili ancak fazla şiirsel: bir boka yaramaz.

Agaliarept:         Yarayacak. İnsanlar kendilerini temize çıkartmaya bayılır. Kendilerini melekler olarak görürler, sindirim güçlüğü olan melekler.

Şeytan:                  Ve sen buna ne ad veriyorsun?

Agaliarept:         Psikolojizm.

Şeytan kahkahalarla güler. Baş Uşağa doğru döner.

Şeytan:                  Caron! Caron’u çağırın. Çabuk!

Baş Uşak çabucak çıkar. Şeytan eski neşesini yeniden bulmuştur. Zebaniler hedeflerine ulaşmışlardır.

Agaliarept:         Eski bilinç yok oluyor.

Nebiros:              İnsanlık yeni bir bilinçle süsleniyor, çok entelektüel olduğuna inandığı yeni bir bilinçle.

Sargatans:          Asla tekrar kötülük yapmayacağına inanıyor. Asla suçlu, asla sorumlu olmayacak. Tertemiz bir insan. Vaftiz masası üzerindeki bir bebek poposu.

Şeytan:                    Bravo Agaliarept, Sargatans ve Nebiros. Anladım, bütün tavsiyelerinizi uygulayacağım. Şimdi kayboluyorum, artık sadece görünmezlik aleminde var olacağım ve oraya kene gibi yapışacağım.

Agaliarept:         Görünmezlik, Şeytan hazretleri, işte bu, çözüm bu!

Sargatans:          (Gaf yapar.) Evet, görünmezlik. Tıpkı Onun gibi, yukardaki.

Biraz zaman geçer.

Şeytan:                   (Somurtarak) Susun.

Sıkıntılı bir sessizlik.

Şeytan:                   Güzel iş başına. Ama oraya bu halde gidemezsiniz.

Caron sandalıyla girer, peşinden de Baş Uşak.

Şeytan:                   Caron, al onları, öbür tarafa bir yolculuk yapsınlar, ama önce onları dönüştür.

Üç zebani bir paravanın arkasına geçerler ve oradan üç çocuk olarak çıkarlar. Üç çok güzel, neredeyse çıplak, narin ve heyecan verici çocuk. Caron onların sandala çıkmalarına yardımcı olur.

Şeytan:                   Ne kadar da güzeller! Ve ne kadar çok kötülük yapacaklar…

Caron, Stix nehrinin duru ve kaygan suyu üzerinde kürek çekmeye başlar. Üç çocuk ayakta durmaktadırlar ve dayanılmaz derecede güzeldirler.

Şeytan:                   (Şefkatle) Hoşça kalın yavrularım. Görüşmek üzere. Dönmekte acele etmeyin.

Şeytan çok doğal acı bir gülüşle ve büyük bir jestle el sallar, çocuklar cehennem kayığı üzerinde gülümserler. Doktor içeri girer ve bu tuhaf kalkış tablosunu görür, Şeytanın yeniden güldüğünü fark eder, rahatladığını belirtir bir şekilde iç çeker ve Baş Uşak’a sorar.

Doktor:                    Neler oluyor burada? Gülüyor mu?

Baş Uşak:            Evet… Şeytan hazretleri neşesine yeniden kavuştu.

Gondoldaki çocuklara bakarlar.

Doktor:                   Peki onlarla ne gönderiyor? Yeni bir virüs mü? Dünya savaşı mı? Doğal bir felaket mi?

Baş Uşak:            Daha iyisi. (Biraz zaman geçer) Düşünürler.