Etiketler

, , , , , ,

GROTESK VE DEĞİŞEN ANLAMI

GROTESK; 18. yüzyılda soylu egemenliğinden çıkmış olan sanat, aslında, soylu beğenisinden çıkarken beraberinde kalıpları da kırıyordu. 18 yüzyılda o güne değin belirlenmiş ve katı olan tanımlar değişiyor, aslında sanat bir sınıfın elinden başka bir sınıfın eline geçiyordu. Burjuvazi ekonomik hayatı ve bununla paralel olan sanatı eline geçirirken beraberinde kendine özgü olan beğeni anlayışının da sanatta karşılık bulmasını istiyordu. Tragedya, komedya gibi türler geçmişin raflarına kaldırılırken yerine “gözü yaşlı komedya, duygusal dram” gibi türler -başka bir deyim ile ara türler- ortaya çıkıyordu. İşte “Grotesk” kavramının yolculuğu işte bu noktada başlıyordu. Kesin kalıpları kırılmış olan sanatın artık farklı bir noktaya gitmesi kaçınılmazdı. Alman idealist felsefesi kökenli kalıpları kırılmış sanat gündelik olana daha çok yaklaşırken, “Romantik Akım” çerçevesindeki izlekte evrenin uyumu gibi felsefi söylemler sanatta hemen karşılığını buluyordu. Evrenin içinde iyi ile kötü güzel ile çirkin iç içeydi. Sanatçı ise evrenin bu uyumunu görebilen yegane kişi idi. O zaman sanatçı evrenin uyumunu zaten dile getirirdi. Yani çağın özelliklerine uygun olarak gelişmekte olan ve çağdaş çelişkileri içeren “romantik dram” vasıtasıyla doğadaki güzel – çirkin ve iyi ile kötü karşıtlığını ve birleşimin ifadesi olan “Grotesk” i ortaya koyardı. Yani saf bir deyiş ile Grotesk olan karakter üzerinde şöyle bir karşılık buluyordu: Dış görünüş itibari ile güzel bir kişinin, kötücül bir tutum sergilemesi, dış görünüş itibari ile çirkin bir kişinin, son derece iyi yürekli biri olması gibi. (Örneğin: Dorian Gray’in Portresi) Klasik sanatın kalıplarına ve idealizmine karşıt olarak karşıtların uyumu olan Grotesk kavramı işte böylesi bir noktada ilk olarak karşımıza çıkar. Günümüzde kullanılan “Grotesk” kavramı ise artık türün gereğinden veya tarifi reçetelerle anlatılabilecek bir düzeyden çıkıp çağın özelliklerine uygun bir tanımda kullanılmaktadır.

Çağın koşulları nedeniyle ortalamadan üstün bireyin içinde bulunduğu ortalamayla ya da toplumla uyuşmazlığı sebebiyle içinde bulunulan hal Grotesk kavramının içindedir. Bunda gülünç olan bireyin uyuşmazlığıdır. Aynı zamanda bireyin savunduğu, temsil ettiği değerin yıkımı açısından da acıklıdır. Çünkü birey uzun zamandır unutulagelen bir değerin peşindedir. Özden ziyade biçime endeksli bir düşünüşten olay öze doğru kaydığında bireyin haklılık payı ortadadır. Ama biçime kayan bir bakışla bakıldığında durum tuhaf, abartmalı ve şaşırtıcı gözükür bunun için de gülünç olan ortaya çıkar. Yani, ortada yabancılaşmış bir birey ve bu paradoksu yaratan ve bireye her halükarda çıkış yolu kapatan bir toplum söz konusudur. Kısaca bağdaşmaz çelişkili bir varoluş savaşımıdır. Oyun kişilerinin her biri kendi açısından bakıldığında haklıdır fakat, oyun baş kişisi bu paradoksta erimeye mahkumdur. Dürrenmatt, Grotesk’i oyunlarında sıkça kullanan bir yazar olarak karşımıza çıkmaktadır. Aslen İsviçreli olan yazar yaşadığı ülke açısından bu paradoksu en iyi anlayan yazarlardan olması bir tesadüf değildir. Fizikçiler adlı oyununun baş karakteri olan “Mobius” büyük bir buluş yapmasına rağmen toplumun koşulları bakımından kendisini bir akıl hastanesine kapattirmiş, hatta ailesini bile -insanlık uğruna- kaybetmeyi göze almıştır. İlk başta şaka gibi başlayan tuhaf olaylar dizisi daha sonra ciddiye dönmüş, Möbius yine toplum şartları nedeni ile sonuçsuz kalmıştır. Ortaya çıkan durum bir açıdan bakıldığında komik, başka bir açıdan bakıldığında ise vahimdir. Yan ögeler toplumu desteklediği halde Möbius yalnız kalmıştır. Yine Dürrenmatt’in Büyük Romulus adlı oyununda Grotesk’i tam anlamıyla görmek mümkün. Olaylar abartılı bir şekilde gözükse de atılan düğümler, daha sonra bir yerde kaotik bir noktaya varır. Tavuk yetiştiricisi, Büyük Roma imparatoruna kızarken, daha sonra diyalektiğin diğer ucunun ağır basmasıyla hak vermeye başlarız. Roma imparatoru Büyük Romulus, Roma imparatorluğunun yıkımını kendi elleri ile hazırlarken kendi toplumunun daha önceden yaptığı haksızlıklara, döktüğü kanlara karşın kendini sorumlu hissetmiş, başkaldırıyı eylemsizlik olarak ortaya koymuştur. Cezaya tek başına katlanmaya razıdır fakat toplum, öyle bir kaotik ortam yaratmıştır ki, buna bile ulaşamaz. Kısacası “Grotesk” çağ içerisinde bir anlam değişikliğine giderken, çağın özelliklerini de beraberinde getirmiştir diyebiliriz.

Umut Özgün Tezbaşaran’ın yazısından düzenlenerek alıntılanmıştır.