Bugün… Seni çok özledim… Anlatılamaz bir şey bu, tarifi çok zor… Belki konuşmaya başlasam ağzımdan dökülecek bir kaç cümle ama söylersem eksilirsin diye korkuyorum bazen. Senden elimde sadece kelimelerim kaldı, bir de birkaç anıyla tutturulmuş fotoğraflar… Aslında çok daha fazlasını barındırıyor içinde ama zaman aklımızla oyun oynadıkça belleğimizden yitirmemize neden oluyor bazı şeyleri…

Keşke daha fazla söyleyebilseydim seni ne kadar çok sevdiğimi… Keşke gitme kal dediğimde kalabilseydin yanımda… Şimdi oralarda… Soğuk mudur, üşür müsün acaba? Peki ya o dayanılmaz karanlığa nasıl alışırsın? Aydınlatacak hiç mi güneş yoktu bu bahtını… Hep çektin, çektikçe büyüdün, olgunlaştın… Zamanından önce olan meyveler gibiydin… Dalından erkenden düştün…

Gitme dedim ama duymadın sesimi o boğucu odada. Ellerine erişebildim ancak, isterdim seni son kez öpebilmeyi. Ama… Olmadı. Aramızda koca dağlar yoktu ama aşılması güç engeller vardı, bilseydim önceden… Bazı şeylerin bitebileceğini… Durur muydum sanıyorsun, aşardım bütün engelleri… Ama işte… İnsanın bazen duruyor aklı, kımıldayamıyor yerinden sanki. Gözümün önünde bitip giderken sen, sana baktım… Ben baktığımda umut ediyordum, nerden bilirdim?

Bilseydim keşke… Seni çok seviyorum güzel kız… Huzurla uyu şimdi gittiğin yerde… Sadece bu gün değil seni anmalarım, her gün, her dakika hissediyorum boşluğunu tam… şuramda… Bir an öyle bir derin acı duyuyorum ki, kalakalıyorum olduğum yerde, kıpırdayamıyorum, sanki oynasam birazcık daha derine batacak… Nefesimi tutuyorum, sımsıkı kapalı ağzım, boğulur gibi oluyorum, canım çok yanıyor… Nefesim kesilse acım dinecek gibi… Ama işte… O dünyevi acıları hissetmeye başlayınca kendime geliyorum… Ruhumun çektiği acıdan daha baskın çıkıyor fiziksel sancılarım… Nefes alıyorum… Daha büyük bir karmaşa yaşıyorum sonra… Gitsem… Gidemiyorum… Daha nefesimi tuttuğumda yaşadığım panik geliyor aklıma… Buralardan öyle kolay göçülmüyor… Peki sen nasıl yapabildin?

Buraya bağlayacak hiç mi bir şey kalmamıştı elinde? Hani derler ya rüya görmesi insanın, yaşaması için bir nedenmiş diye… Gerçek hayatta olanlar girermiş bilincin altına, oradan seni çağırırmış uyanabilesin diye… Ben o kadar yanına geldim, seslendim sana, duymadın mı sesimi? O kadar cılız mı çıktı yoksa, yetişemedi mi gittiğin yere?

Şimdi gelebilsen keşke, görsen benim halimi… İhtiyacım var sana, hemde hiç olmadığı kadar fazla… Öyle çok özledim ki seni… Öyle çok seviyorum ki seni… Bu boşluk çok fazla bana, içine çekiyor beni… Yutuyor yavaş yavaş…