Etiketler

, , , , , , ,

V

VATİKAN’IN ARAŞTIRMA ENSTİTÜSÜ “COLLEGİUM ROMANUM”
GALİLEO’NUN BULUŞLARINI ONAYLIYOR.
YIL : 1616.

Bakın şu garip dünya işine
Öğrenci olurmuş öğretmen de
Peder Clavius da gözüyle görünce
Hak verdi bizim Galilei’ye.

ROMA’DAKİ COLLEGİUM ROMANUM’UN BÜYÜK SALONU

(Gece. Yüksek din görevlileri, papazlar, bilginler, Galileo’nun buluşları üstüne Clavius’un vereceği kararı beklemektedirler. Gruplar halinde dolaşırlar, sinirli kahkahalar. Bir yanda Galileo tek başına oturmaktadır.)

ŞİŞKO BAŞPAPAZ – İnanırlar, inanırlar. İnanmadıkları, yalnızca akla uygun olanlardır. Şeytanın varlığını kuşkuyla karşılarlar da, dünya topaç gibi dönüyor deseniz inanırlar. Tövbe, tövbe!
BİR KEŞİŞ – (Yapmacıklı) Ay! Gözlerim karardı. Çok hızlı dönüyor dünya. İzin verin de size tutunayım, hocam.
BİR BİLGİN – Evet, bugün gene kafayı çekmiş sevgili toprak anamız. Şimdi yuvarlanacağız hepimiz. Aman sıkı tutunun!
BİR BAŞKA KEŞİŞ – Ayın üstüne düşmesek bari! Sivri sivri tepeler varmış orada.
KEŞİŞ – Sakın aşağıya bakma!
BİLGİN – Dengemi yitiriyorum.
ŞİŞKO BAŞPAPAZ – (Galileo’nun işitmesi için yüksek sesle) Olamaz. Kutsal Roma’da dengesiz insan olmaz. (Kahkahalar, araştırmanın sürdüğü odadan ufak tefek bir keşiş çıkar. Hepsi çevresini alırlar.)
BİR GÖKBİLGİNİ – Araştırma sürüyor mu hala? (Keşiş başıyla “evet” işareti yapar, sahneyi katederek çıkar.)
ZAYIF PAPAZ – Rezalet.
BİR FİLOZOF – Clavius gibi biri, İtalya’nın en büyük gökbilgini böyle bir şeyi incelemeye kalkışmamalıydı.
GÖKBİLGİNİ – İnceleniyor ama! İçerde oturmuş, o şeytan icadı borudan bakıyor işte.
ZAYIF PAPAZ – Rezalet!
BİLGİN – Evet, gökbilginlerinin çözemediği kimi olaylar var. Ama insanoğlunun her şeyi anlaması da zorunlu mudur yani? (Az önce çıkan ufak tefek keşiş yeniden sahneyi katederek araştırmanın yapıldığı odaya girer. Sahnedekiler merakla izlerler onu.)
İKİNCİ KEŞİŞ – Ne yeryüzü kaldı, ne gökyüzü. Dünyamız için herhangi bir yıldızdır deyip çıktılar.
GÖKBİLGİNİ – Yukarı ile aşağı diye bir ayrım kalmıyor. Aşağısı da bir, yukarısı da.
FİLOZOF – Yıldızlardan başka bir şey yok. Nereye baksan yıldız. Gün gelecek insanla hayvan diye bir ayrım kalmayacak, görürsünüz. İnsan da bir hayvandır, yalnız hayvan vardır deyip çıkacaklar işin içinden.
ŞİŞKO BAŞPAPAZ – Bay Galilei, yere bir şey düştü.
GALİLEO – (Arada cebinden taşını çıkarıp onunla bir süre oynamış, sonunda yere düşürmüştür.) Düşmedi, kutsal peder, havaya uçtu.
ŞİŞKO BAŞPAPAZ – (Sırtını döner) Utanmaz herif. (İçeri çok yaşlı bir kardinal girer. Bir keşişin koluna yaslanarak yürümektedir. Herkes saygıyla yol açar.)
YAŞLI KARDİNAL – Çıkmadılar mı daha? Önemsiz bir şey için ne çok vakit harcıyorlar. İşittiğimize göre bu Galilei insanı evrenin merkezinden alıp kıyıda köşede bir yerlere atıyormuş. Anlaşılan, insan soyunun amansız bir düşmanı bu adam. Cezası da ona göre olmalıdır. Tanrı’nın en yüce, sevgili varlığıdır insan, çocuklar bile bilir bunu. Böyle bir mucizeyi, kendi eşsiz eserini, Tanrı boşlukta kayıp giden bir yıldız parçasına emanet eder mi? Öz evladını böyle bir yere yollar mı? Çarpım tablosunun tutsağı olan birine inanacak kadar sapık insanlar olabilir mi?
ŞİŞKO BAŞPAPAZ – (Usulca) Kendisi burada, efendim.
YAŞLI KARDİNAL – (Galileo’ya) Sizsiniz demek. Eskisi gibi görmüyor gözlerim, ama sizi birine çok benzettim… Durun bakayım, neydi adı?… yaktığımız adam…Çok benziyorsunuz ona, çok.
KEŞİŞ – Heyacanlanmamalısınız efendim, biliyorsunuz hekiminiz…
YAŞLI KARDİNAL – (Keşişi iter, Galileo’ya) Dünyada yaşıyorsunuz, nimetlerinden yararlanıyorsunuz, sonra da kalkıp aşağılıyorsunuz onu. Köpek bile yattığı yeri pisletmez. Göz yumamam buna! Ben göz yumamam buna! (Keşişten ayrılır, kurumlanarak bir aşağı, bir yukarı yürümeye başlar.) Ben, herhangi bir yerde dönüp duran, herhangi bir yıldız parçasının üstünde yaşayan, herhangi biri değilim Ben… Sağlam topraklar üzerinde yürüyorum ben. Benim bastığım yer kımıldamaz, evrenin merkezidir, ben merkezdeyim. Tanrı’nın gözü de benim üstümde. Evrende ne varsa, çevremde dönüyor: gök kubbeye çakılı yıldızlar ve çevremi aydınlatmak üzere yaratılmış olan güneş… Beni aydınlatmak için, Tanrı beni görsün diye, beni, insanı, Tanrı’nın şaheseri, Tanrı’nın suretinde yaratılan, ölümsüz ve… (Yıkılır)
KEŞİŞ – Efendimiz! Ah… Çok yordunuz kendinizi! (Tam bu sırada araştırmanın yapıldığı odanın kapısı açılır. Önde Clavius, arkada bir kaç gökbilgini salona girerler. Clavius hızlı adımlarla, sağına soluna bakmadan geçer salondan, tam kapıdan çıkarken keşişlerden birine)
CLAVİUS – Adam haklı. (Peşindeki bilginlerle çıkar. Ölüm sessizliği. Yaşlı kardinal kendine gelir.)
YAŞLI KARDİNAL – Ne oldu? Bir karara vardılar mı? (Kimse ona sonucu açıklayamaz.)
KEŞİŞ – Gidelim efendimiz. Biz eve gidelim. (Yaşlı kardinalin koluna girip götürürler. Herkes salondan çıkar, şaşkın. Clavius’un araştırma komisyonu üyelerinden olan ufak tefek keşiş Galileo’nun yanına gelir.)
KÜÇÜK KEŞİŞ – (Sır verir gibi) Bay Galilei, Büyük Clavius içerde ne dedi biliyor musunuz? “Artık Tanrıbilimciler düşünsünler, bakalım gök kubbenin parçalarını nasıl tutturacaklar birbirine!” Kazandınız. (Çıkar.)
GALİLEO – (Arkasından seslenir) Ben değil! Akıl kazandı. (Galileo çıkmak üzereyken kapıda uzun boylu bir din adamıyla karşılaşır. Bu Engizisyon’un başkanı olan kardinaldir. Galileo eğilir, selam verir. Kardinal yanından geçer. Galileo kapıda duran birine geçenin kim olduğunu sorar.)
KAPIDAKİ – (Usulca) Kardinal Hazretleri, Engizisyon Mahkemesinin başkanıdır. (Kardinal teleskopun bulunduğu odaya girer.)

VI

GENE DE ENGİZİSYON KOPERNİK KURAMINI,
KİLİSENİN YASAK KİTAPLAR LİSTESİNE ALIYOR.
(5 MART 1616)

Galileo Galilei konuk Roma’da
Görkemli bir kardinal sarayında
Yediği önünde yemediği ardında
İş küçük bir dileğe dayandı sonunda

ROMA’DA KARDİNAL BELLARMİN’İN EVİ

(Büyük bir balo verilmektedir. Giriş yerinde iki yazıcı rahip gelenlerin adlarını not etmektedir. Karnaval maskeleri takınmış kadınlı erkekli konuklar Galileo’yu alkışlarla karşılarlar. Galileo’nun yanında kızı Virginia ve nişanlısı Ludevico vardır.)

VİRGİNİA – Bugün senden başka kimseyle dans etmem. Güzel olmak istiyorum bu akşam.
GALİLEO – Olmalısın. Yoksa kuşkulanırlar da dünya dönmüyor demeye başlarlar gene.
LUDOVİCO – Dönmüyor ki. (Galileo güler.) Roma’da yalnız sizin sözünüz ediliyor efendim, ama bu geceden sonra kızınız konuşulacak.
GALİLEO – (Yazıcı rahiplere) Kardinal Hazretlerini burada beklemem gerekiyormuş.
1. YAZICI – Biraz sonra gelecekler efendim.
GALİLEO – (Kızına) Siz salona geçin hadi, eğlenmenize bakın. (Virginia ile Ludovico balonun verildiği salona girerler. Galileo yazıcıların yanına gelir.)
GALİLEO – İçerisi kalabalık mı?
1. YAZICI – Veba yıllarından bu yana ilk karnaval balosu bu.
VİRGİNİA – (Koşarak geri gelir) Unuttum sana söylemeyi. Via del Trionfo’daki berber, kızın olduğumu duyunca, tam dört hanımı bir köşede bekletip, benim saçımı yaptı. (Koşarak çıkar. Galileo yazıcıya döner.)
1. YAZICI – İtalya’nın bütün ünlü aileleri burada bu akşam. Orsini’ler, Villani’ler, Nuccoli’ler, Soldanieri’ler, Cane’ler, Lecchi’ler, d’Este’ler, Colombini’ler…
2. YAZICI – (Sözünü keserek) Kardinal Barberini ve Kardinal Bellarmin Hazretleri. (Adı geçenler ellerinde bir değneğin ucundaki maskeleriyle girerler. Bellarmin’de kuzu, Barberini’de güvercin maskesi vardır.)
BARBERİNİ – (Parmağıyla Galileo’yu göstererek) “Güneş doğar, yükselir, batar, sonra da doğduğu yere döner.” Böyle diyor Hazreti Süleyman’ın kitabı, Galileo ne diyor?
GALİLEO – Ben şu kadarcıkken, Kardinal Hazretleri, (eliyle gösterir) gemiye binmiştim de “Kara yürüyor!” diye bağırmıştım. Şimdi anlıyorum, meğer kara yerinde duruyor, gemi yüzüyormuş.
BARBERİNİ – (Güler.) Güzel. Kurnazca bir yanıt. Jüpiter’in gezegenleri de gökbilginlerimiz için gerçekten çetin ceviz çıktı. Bir vakitler ben de biraz ilgilenmiştim gökbilimle Bellarmin. Uyuz gibi bir ilettir, kolay kolay kurtulamaz insan.
BELLARMİN – Zamana ayak uydurmak zorundayız Barberini! Yeni varsayımlara göre yapılan gök haritaları denizcilerimizin işine yarıyorsa, niçin kullanılmasın, değil mi? Bizim hoşumuza gitmeyen yalnızca “Kutsal Kitap”a ters düşen öğretiler. (Balo salonu yönünde, uzaktan birilerini selamlar.)
GALİLEO – Kutsal Kitap… “Buğdayını esirgeyene, halk lanet edecektir” der Hazreti Süleyman.
BARBERİNİ – “Akıllı olan kendine saklar bilgisini.” Bunu da o söylemiş ama.
GALİLEO – “Öküzün olmadığı yerde ahır temizdir: ama verimi arttıran da öküzün gücüdür.” (Sessizlik) Gerçek avaz avaz bağırmaz mı?
BARBERİNİ – “Ateşe basarsan da yanmaz mı tabanın?” Roma’ya hoş geldiniz, dostum Galileo. Bu kentin doğuşunu bilir misiniz? İki oğlanı bir dişi kurt emzirmiş, büyütmüş, o gün bu gün o sütün parasını ödüyoruz işte. Ama dişi kurt da her türden mutluluğu tattırıyor bize. Dostum Bellarmin’le olan bilimsel söyleşilerimizden, dillere destan dilberlerimize dek… Birkaçıyla tanışmak istemez misiniz? (Galileo’yu salona götürmek ister. Galileo isteksiz yürür.) İstemiyorsunuz. Konuşalım, diyorsunuz. Peki. Bana öyle geliyor ki, dostum Galileo, siz gökbilginleri, işiniz kolaylaşsın diye gökbilimi basitleştirmeye çalışıyorsunuz. Yanılıyor muyum? (Yeniden öne gelirler.) Size göre bütün gökcisimleri yuvarlak ya da elips biçiminde yörüngelerde belli bir hızla yol alıyor, yani beyninizin çözebileceği basit hareketlerle. Peki, ya Tanrı yıldızlarını şöyle yürütmek istemiş olsaydı. (Parmağıyla havada çok karmaşık bir yol çizer. Hızı da sık sık değiştirmektedir.) Ne olurdu hesaplarınız?
GALİLEO – Eğer Tanrı evreni dediğiniz gibi yaratsaydı, beyinlerimizi de böyle (Barberini’nin çizdiği biçime benzeterek) yaratırdı ki, bu hareketleri kavrayabilelim. Ben insan aklına inanıyorum.
BARBERİNİ – Bence yetersizdir akıl. Susuyor “Yetersiz olan senin aklındır” diyecek ama, terbiyeli adam. Susuyor. (Gülerek arkaya yürür.)
BELLARMİN – Akıl pek bir yere götürmüyor bizi. Nereye baksanız ikiyüzlülük, kötülük, düşkünlük, zayıflık! Hani nerde gerçek?
GALİLEO – (Öfkeli) Ben akla inanıyorum.
BARBERİNİ – (Yazıcılara) Bunları yazmaya gerek yok. Dostlar arasında bilimsel bir söyleşi bu.
BELLARMİN – Anlamını kavrayamadığımız olayların sorumluluğunu, biz bir yüce varlığa yükledik. Şimdi siz kalkıp O’nu suçluyorsunuz.
GALİLEO – (Açıklamaya hazırlanır) Bakın ben kiliseye bağlı bir adamım…
BARBERİNİ – Korkunç bir adam bu! Kalkmış büyük bir saflıkla, Tanrı’nın gökbilimden hiç anlamadığını kanıtlamaya çalışıyor. Yani, Tanrı Kutsal Kitap’ı yazmadan önce gökbilim dersine yeterince çalışmamış, öyle mi? Dostum…
BELLARMİN – Tanrı’nın yarattığı biri olarak siz, onun yarattıklarını ondan daha mı iyi biliyorsunuz?
GALİLEO – Ama insanlar yalnız yıldızların hareketini değil, Kutsal Kitap’ı da yanlış yorumlamış olamazlar mı?
BELLARMİN – Ama Kutsal Kitabı yorumlamak sizce kilisenin işi değil midir? (Galileo susar.)
BELLARMİN – Gördünüz mü susuyorsunuz. Buna verecek yanıtınız yok, değil mi? (Yazıcılara yazmaları için işaret eder.) Bay Galilei, Kutsal Engizisyon bir karara vardı bugün: Güneşin evrenin merkezi olduğunu, dünyanınsa merkez olmayıp güneşin çevresinde döndüğünü ileri süren Kopernik’in öğretisi sapıkça, saçma ve dine aykırı bulunmuştur. Bu inançtan vazgeçmeniz için sizi uyarmakla görevlendirildim. (Yazıcıya) Tekrarlayın.
YAZICI – (Okur) Kardinal Bellarmin Hazretleri, yukarıda adı geçen Galilei Galileo’ye Kutsal Engizisyon Mahkemesinin kararrını bildirdi: Güneşin evrenin merkezi olduğunu, dünyanınsa merkez olmayıp güneşin çevresinde döndüğünü ileri süren Kopernik’in öğretisi sapıkça, saçma ve dine aykırı bulunmuştur. Bu inançtan vazgeçmeniz için sizi uyarmakla görevlendirildim.
GALİLEO – Ne demek oluyor bu? Peki, ya gerçekler? Ya Jüpiter’in uyduları, Venüs gezegeninin evreleri?
BELLARMİN – Kutsal yüce kurul kararını verirken bu ayrıntıların üstünde durmadı.
GALİLEO – Bu demektir ki, bundan sonraki bilimsel araştırmalarım…
BELLARMİN – … bütünüyle güvence altına alınmıştır Bay Galilei. Kilisenin görüşü şudur: Hiçbir şeyi bilemeyiz, ama araştırabiliriz. Bilim, kilisenin çok sevilen bir çocuğudur Bay Galilei. Kiliseye olan güveni sarsmak isteyebileceğinizi hiçbirimiz düşünmüyoruz.
GALİLEO – Güven kötüye kullanılırsa güvensizlik başlar.
BARBERİNİ – Öyle mi? (Omzuna vurur, yüksek sesle güler. Sonra Galileo’nun gözünün içine bakarak düşmanca olmayan bir tavırla) Galileo dostum, çocuğun yıkandığı leğendeki suyu dökerken dikkat edin, çocuk da beraber atılmasın. Galileo dostum, biz de öyle davranıyoruz. Biz size gerekliyiz, ama siz bize daha çok gereklisiniz.
BELLARMİN – Eh, değerli dostumuzu konuklarımızla tanıştırmanın zamanı geldi. Engizisyon Mahkemesi Başkanı sizinle tanışmak için can atıyor. Büyük bir hayranınızmış.
BARBERİNİ – (Galileo’nun öteki koluna girerek)…dedi ve gene kuzu kılığına büründü. Şu maske bana biraz özgürlük sağlayacak bu gece. Zavallı Galileo, onun maskesi yok. (Galileo’yu aralarına alıp balo salonuna götürürler.)
1. YAZICI – Son cümleyi yazabildin mi?
2. YAZICI – Yazıyorum. (Hızlı hızlı yazarlar) “Ben akla inanıyorum” dediği yeri yazdın mı? (Engizisyon Başkanı Kardinal girer.)
KARDİNAL – Görüştüler mi?
1. YAZICI – (Makina gibi) Önce Bay Galilei kızıyla geldi, yanında nişanlısı…
KARDİNAL – (Eliyle işaret ederek susturur.) Tutanaklar. (Yazıcı rahip kağıtları verir, Kardinal oturur, gözden geçirir. Virginia girer, çevresine bakınır.)
KARDİNAL – (Oturduğu yerden) İyi akşamlar yavrum.
VİRGİNİA – (Kardinali görmemiştir, hafifçe irkilir) Ah… Kardinal Hazretleri.
KARDİNAL – (Başını kaldırmadan sağ elini uzatır, Virginia yaklaşır, diz çökerek parmağındaki yüzüğü öper.) Pek güzel bir, gece değil mi? İzin verin de sizi kutlayayım. Soylu nişanlınız şeçkin bir aileden geliyor, Roma’da mı oturacaksınız?
VİRGİNİA – Şimdilik değil efendimiz. Düğün için pek çok hazırlık gerekiyor.
KARDİNAL – Öyleyse babanızla Floransa’ya dönüyorsunuz. Sevindim buna. Babanız da yalnız kalmaz. Matematik pek sıcak bir dost sayılmaz. Öyle değil mi? Gençliğiniz ve canlılığınız onu biraz olsun yeryüzüne bağlar. Yoksa yukarlarda, yıldızların uçsuz bucaksız dünyasında yitip gitmesi işten bile değil.
VİRGİNİA – Babam bana yıldızlardan hiç söz etmez, efendimiz. Bu gibi konulardan pek bir şey anlamıyorum.
KARDİNAL – Yok canım? Sahi mi? (Güler) Balıkçının evinde balık yenmezmiş. Babanız ilk gökbilim dersini benden aldığınızı duyunca çok eğlenecek. Yavrum. Tanrı çağdaş gökbilginlerine olağanüstü bir düş gücü bağışlamış. Çok şaşırtıcı doğrusu. Biliyor musunuz, benim gibi eski kafalıların çok geniş olduğunu sandıkları dünyamız meğer ufalmış ufalmış, ceviz kadar kalmış. Buna karşılık yeni evren öylesine büyümüş ki, başpapazlar -hatta kardinaller- uzaktan karınca gibi görünüyorlarmış. Bu durumda, oralardan yüce Tanrı nerdeyse Papa’yı bile göremeyecek. Yavrucuğum günah çıkarttığınız papazı tanıyor muyum acaba?
VİRGİNİA – Rahip Chiristoferus efendimiz, Floransa’daki kutsal Ursula kilisesinin başpapazı.
KARDİNAL – Evet, evet. Babanızla birlikte olmanız çok iyi. Gereksinimi olacak size. Şimdi inanmayacaksınız belki ama, o gün gelecek göreceksiniz. Çok gençsiniz daha. Tanrı’nın kimi insanlara verdiği büyüklük kimi zaman taşıması güç bir yük olabilir. Hiçbir ölümlü duaya gerek duymayacak kadar büyük olamaz. Yavrucuğum, alıkoydum sizi, nişanlınız kıskanacak, babanız da belki, size yıldızlarla ilgili, herhalde biraz modası geçmiş bilgiler aktardığım için. Hadi gidin, dans edin, yalnız peder Chiristoferus’a selamlarımı iletmeyi unutmayın. (Virginia yerlere kadar eğilerek selam verir, çabucak çıkar.)

VII

BİR KONUŞMA

Köylü bir papaz, yoksul hen de
Geldi günün birinde Galilei’ye
Erişmek istiyorum, dedi, bilime
Ulaşmak istiyorum gerçeklere.

ROMA’DAKİ FLORANSA BÜYÜKELÇİSİNİN SARAYI

(Galileo, Collegium Romanum’daki toplantıdan sonra Papalık gökbilginlerinin kararını kulağına fısıldayan ufak tefek keşişi dinlemektedir.)

GALİLEO – Konuşun, haydi buyrun konuşun! Sırtınızda şu cübbe oldukça istediğinizi söylemeye yetkilisiniz.
KÜÇÜK KEŞİŞ – Ben fizik okudum Bay Galilei. Üç gecedir gözüme uyku girmiyordu. Okuduğum Engizisyon kararıyla, gördüğüm Jüpiter’in uydularını bir türlü bağdaştıramıyordum. Bugün, sabah duasından sonra size gelmeyi kararlaştırdım.
GALİLEO – Jüpiter’in uydusu yoktur demeye mi?
K. KEŞİŞ – Hayır. Sonuçta Engizisyonun verdiği kararın akıllıca bir karar olduğunu anladım. Sınırsız özgür araştırmanın insanlık için taşıyabileceği tehlikelerin bilincine vardım ve gökbilimi bıraktım. Benim gibi tutkulu bir gökbilimciyi, bu öğretiyi bırakmaya yönelten nedenleri size de açıklamak istiyorum.
GALİLEO – O nedenleri çok iyi bildiğimden hiç kuşkunuz olmasın.
K. KEŞİŞ – Burukluğunuzu anlıyorum. Kilisenin elindeki olağanüstü gücü düşünüyorsunuz.
GALİLEO – Açıkça işkence araçları desenize şuna.
K. KEŞİŞ – Ben başka nedenlerden söz edeceğim. İzin verirseniz biraz kendimi anlatmak istiyorum. Campagnalı bir köylü ailesinin çocuğuyum. Anam, babam ancak zeytin yetiştirmeyi bilirler, başkaca pek bir şeye akılları ermez. Bugünlerde Venüs’ün evrelerini incelerken sık sık anam, babam geliyor gözümün önüne. Ocağın başında kızkardeşimle oturmuş, çorbalarını içiyorlar. Yüzyılların isiyle kararmış çatının kalasları, damarları çıkmış yaşlı, yorgun elleri, ellerindeki kaşıklar hep gözümün önünde. Zor geçiniyorlar, ama yoksulluklarında bile belli bir düzen var. Belli aralıklarla yinelenen işler var: ortalığın süpürülmesinden, zeytinle ilgili işlere, vergilerin ödenmesine dek. Yıkımlarda belli aralıklarla geliyor başlarına. Babamın beli büküldü. Ama birden olmadı bu. Her sabah zeytinlikle biraz daha, biraz daha çöktü. Anam da her doğumda biraz daha yitirdi kadınlığını. Yaşamlarını sürdürmek için gereken gücü topraktan, her yıl yeşeren ağaçlardan, doğadaki bu süreklilik ve zorunluluktan alıyorlar, bir de köydeki küçük kiliseden, her pazar dinledikleri Kutsal Kitap’tan. “Tanrı’nın gözü üstünüzde” denmiştir onlara. İnanmışlardır. Bu yeryüzü sahnesinde kendilerine düşen, büyüklü küçüklü rollerde sınandıklarını düşünür, başarmak için çabalayıp dururlar.
Şimdi ben onların karşısına geçip de, dünyamızın, ikinci sınıf bir yıldızın çevresinde, boşlukta dönüp giden bir taş parçası olduğunu söylesem, ne yaparlar acaba? Gösterdikleri bunca sabrın, yoksulluklarını bunca anlayışla karşılamalarının değeri ya da gerekliliği nerde kalır o zaman? Bugüne kadar alınterini, açlığı, susmayı ve boyun eğmeyi buyurmuş, bunların gerekçesini açıklamış olan Kutsal Kitap bunca yanlışla doluysa, ne işe yarayacak peki? Gözlerindeki korkuyu görür gibi oluyorum. Aldatılmış olmanın acısını, umarsızlığını duyacaklar. Demek bizi gören kimse yokmuş diyecekler. Şu yaşlı, bilgisiz, yıpranmış durumumuzda biz kendi başımızın çaresine nasıl bakarız? Yoksulluğumuzun hiç bir anlamı yokmuş meğer: açlık, dayanma gücünü denemek değil, sadece yemek yememek demekmiş. Zorlanmak, bir erdem değil, sadece eğilip kalkmak, yük taşımakmış diyecekler. Şimdi Engizisyon’un kararında neden cömert bir ana sevecenliği, sonsuz bir iyi niyet gördüğümü anlayabiliyor musunuz?
GALİLEO – Hmm, evet, hiç değilse şunu anlamışsınız: sorun Jüpiter’in uyduları değil, sorun Campagna köylüleri. Neden peki? Yanı başında bunca verimli toprak, bağlar, bahçeler varken, neden düzen yokluk düzeni, zorunluluk neden ölesiye çalışmak zorunluluğu olsun? Papa Hazretlerinin İspanya’da, Almanya’da sürdürdüğü savaşların parası Campagna köylülerinin cebinden çıkyor da ondan. Margariti-Fiera istiridyesi incisini nasıl yapar, bilir misiniz? Pürüzlü bir kum tanesi kabuğun içine sızıp istiridyenin yaşamını dayanılmaz kılar. Buna karşılık, o da, kum tanesini salgısıyla sarıp sarmalamaya çalışır. Ölümcül bir uğraş sonucu salgı git gide katılaşarak inciyi oluşturur. O incinin canı cehenneme! Ben sağlıklı istiridyeyi yeğliyorum. Erdem, yoksulluğa bağlı bir kavram değildir. Ananız, babanız varlıklı, mutlu kişiler olsalardı, varlığın ve mutluluğun erdemlerini geliştireceklerdi. Ben şimdi kalkıp onlara yalan mı söyleyeyim?
K. KEŞİŞ – (Çok heyecanlıdır) Susmak zorundayız! Kafalarını bulandırmamak, huzurlarını kaçırmamak için. Bundan daha soylu bir neden olabilir mi?
GALİLEO – Susmayı kabul edersem, bu hiç kuşkusuz en soysuz nedenlerden olacak: yani rahat bir yaşam, işkence görmemek, izlenmemek, özgür olmak… Bunlar uğruna susmuş olacağım. Kardinal Bellarmin, bir Cellini saati göndermiş bana bu sabah, susmam için. Ananızın, babanızın huzuru kaçmasın diye yüksek koltuklarda oturanlar şarap sunuyorlar bana. Tanrı’nın suretinde yaratıldığı söylenen insanların, alınteriyle, canları pahasına ürettikleri şarap bana ödül olarak sunuluyor. İşte bunlar uğruna susmuş olacağım.
K. KEŞİŞ – Bay Galileo, ben bir din adamıyım.
GALİLEO – Aynı zamanda da fizikçisiniz Jüpiter’in uydularını görmüşsünüz. Bir üçgenin iç açılarının toplamı Papalığın keyfine göre değiştirilemez. Uzaydaki cisimlerin hareketi, süpürgeyle uçan cadıları da açıklayacak biçimde hesaplanamaz.
K. KEŞİŞ – Peki, gerçek, eğer gerçekse, biz olmadan da kabul ettiremez mi kendini?
GALİLEO – Hayır, hayır, olmaz öyle şey. Gerçek bizim kabul ettirebildiğimiz ölçüde kabul edilir ancak. Aklın zaferi de ancak aklını kullanan insanların zaferi olabilir, Campagna köylülerini kulübelerinin damını örten sazlardan söz eder gibi anlattınız. Olmaz olsun! Tanrısal sabırlarını gördük, anladık. Tanrısal öfkeleri nerede peki?
K. KEŞİŞ – Yorgun, yıpranmış insanlar onlar.
GALİLEO – (Keşişin önüne bir tomar yazılı kağıt atar) Oğlum, fizikçi misin sen? Burada denizlerdeki gel-git olayının açıklaması yazılı. Ama okumayacaksın, anlaşıldı mı? Okumaya başladın bile. Gerçekten fizikçiymişsin. (Keşiş okumaya dalmıştır.)
Bilgi ağacından bir elma düştü! Yutacak hemen. Cehennemlik oldu, ama yemeden duramaz ki, zavallı obur! Kimi zaman düşünürüm, yerin yedi kat dibinde, zifiri karanlık bir zindana kapatılmaya razıyım, yeter ki karşılığında ışığın ne olduğunu öğrenebileyim. İşin kötüsü, bildiğimi başkalarına da söylemek zorundayım. Bir sevdalı, bir ayyaş ya da bir hain gibi. Umarsız bir tutkudur bu. Daha ne zamana kadar susabileceğim? Bütün iş orda.
K. KEŞİŞ – (Kağıttan bir yeri gösterir) Burasını anlamadım.
GALİLEO – Anlatırım oğlum, anlatırım.


Reklamlar