Etiketler

, , , , , , ,

III

10 OCAK 1610 : GALİLEO,
TELESKOPLA GÖKTE KOPERNİK SİSTEMİNİ
KANITLAYAN OLAYLAR GÖRÜR.
ARKADAŞI, BUNUN DOĞURACAĞI KÖTÜ
SONUÇLARI ÖNE SÜREREK GALİLEO’YU UYARIR.
GALİLEO İNSAN AKLINA OLAN İNANCINI
BELİRTİR.

Bin altı yüz on yılının Ocak günü
Galileo Galilei gökyüzünün kubbesiz olduğunu gördü.

GALİLEO’NUN PADOVA’DAKİ ÇALIŞMA ODASI

(Gece, Galileo’yla Sagredo, kalın paltolara sarılmış, teleskopun önünde oturmaktadırlar.)

SAGREDO : (Teleskoptan bakarak, alçak sesle) Ayın aydınlık bölümü ile karanlık bölümü arasındaki çizgi düz değil, girintili çıkıntılı. Küçük küçük ışıklı benekler giderek genişliyor ve aydınlık bölümle birleşiyor.
GALİLEO : O ışıklı benekler nedir dersin?
SAGREDO : Olamaz ki…
GALİLEO : Olur dostum. Dağ onlar.
SAGREDO : Bir yıldızın üstünde dağ olur mu?
GALİLEO : Yüce yüce dağlar. Parlayan benekler, doğan güneşin ilk ışıklarını alan tepeler. Yamaçlar karanlık daha. Ayda gördüğün ışık dağların doruklarından vadilere inen güneş ışığı.
SAGREDO : Ama iki bin yıllık gökbilimin tümüne ters düşüyor bu.
GALİLEO : Öyle. Şu gördüğünü benden başkası kimse görmedi bugüne değin. İkinci gören sensin.
SAGREDO : Ay, dağlarla, vadilerle kaplı bir yıldız olamaz ki. Dünyamızın da bir yıldız olamayacağı gibi.
GALİLEO : Ay dağlarla, vadilerle kaplı bir dünya olabilir. Dünyamız da bir yıldız olabilir. Gökyüzündeki binlerce yıldızdan biri. Biz ayı nasıl görüyorsak, ay da bizi öyle görüyor. Kimi zaman hilal biçiminde, kimi zaman yarım, tam yuvarlak olarak görüyor, kimi zaman da hiç görmüyor.
SAGREDO : Yani ayla dünya arasında hiçbir ayrım yok.
GALİLEO : Öyle görünüyor.
SAGREDO : On yıl kadar önce, Roma’da Giordano Bruno adında birini yaktılar. O da böyle düşünüyordu.
GALİLEO : O düşünüyordu. Biz şimdi görüyoruz.
SAGREDO : Korkunç bir şey bu!
GALİLEO : Bir şey daha buldum. Belki daha şaşırtıcı. (Birden Priuli girer.)
PRİULİ : On yedi yıllık araştırma sonucu gerçekleştiğini söylediğiniz o büyük buluşunuzun, bu gün, İtalya’da, hemen her köşe başında birkaç dukaya satıldığını biliyor musunuz? Hem de Hollanda malı! Şu anda bir Hollanda gemisi rıhtıma tam beş yüz teleskop boşaltıyor.
GALİLEO : Yok canım! (Galileo sırtını döner, teleskopu ayarlar.)
PRİULİ : Bir de kalkıp adamlara, borunun bütün yapım ve satım haklarını Venedik Cumhuriyeti’ne bırakıyoruz, dedik. İyi ki, borudan ilk baktıklarında, köşebaşında aynı borunun üç beş kuruşa satıldığını yedi kez büyültülmüş olarak görmediler.
SAGREDO : Bay Priuli, alışverişte size ne sağlar, onu bilemem, ama, Bay Galilei bu araçla evrenle ilgili bütün bildiklerimizi altüst edecek şeyler buldu.
PRİULİ : Bay Galilei kentimiz için harika bir su tulumbası yapmıştı. Sulama tesislerimiz kusursuz çalışıyor. Dokumacılarımız da yaptığı tezgahları pek beğeniyorlar. Ama ben kendisinden böyle bir dolandırıcılık beklemiyordum doğrusu.
GALİLEO : Bir dakika Priuli. Deniz yolculukları hâlâ uzun, pahalı, üstelik güvensiz. Gökyüzünde denizcilere yol gösterecek güvenilir bir araç bulmak gerekiyor. Bir takım yıldızların belli bir düzen içinde yol aldıklarını saptayabileceğimizi sanıyorum. Buna dayanarak yapılacak yeni gökyüzü haritaları denizcilikte bize milyonlar sağlayabilir.
PRİULİ : Yeter. Sizi dinlemiyorum artık. Yaptığım iyiliğe karşılık tüm kente rezil ettiniz beni. Gülersiniz tabi. Kopardınız ya beş yüz dukayı işiniz iş. Ama namuslu biri olarak size şunu söyleyeyim: Tiksiniyorum bu dünyadan! (Kapıyı çarparak çıkar.)
GALİLEO : (Utanmış) Kızınca neredeyse sevimli oluyor kerata. İşittin, değil mi? Alışveriş olmayınca tiksinti veriyormuş dünya.
SAGREDO : Hollanda’da teleskop yapıldığını biliyor muydun?
GALİLEO : İşitmiştim. Ama ben iki kat taha iyisini yaptım bizim para babalarına. Gırtlağıma kadar borç içindeyken nasıl çalışabilirim? Virginia’nın çeyizini düşünmek gerek, çeyizsiz koca bulamaz, pek akıllı bir kız değil. Sonra kitap almak istiyorum. Doğru dürüst yemek yemek istiyorum. Kafam en iyi yemek yerken çalışıyor. Güzel bir yemek, seçkin bir şarap. Cimri herifler arabacılarına bile benden çok para veriyorlar. Beş yıl rahat bıraksalar beni, dilediğim gibi araştırma yapabilsem her şeyi kanıtlarım.
SAGREDO : Peki, dünyanın güneşin çevresinde döndüğünü kanıtlayacak bir şeyler bulabildin mi?
GALİLEO : Hayır. Ama, Salı günü bir şeyin ayırımına vardım. Bizi oraya götürecek bir adım olabilir. (Teleskoptan bakar.) Nerde Jüpiter? Ancak teleskopla görülebilen dört küçük yıldız var Jüpiter’in çevresinde. İlk kez Pazartesi günü görmüştüm, ama, durumları dikkatimi çekmemişti pek. Salı günü gene baktım. Dördünün de yer değiştirdiğine ant içebilirim. Not aldım. Bak gene değişmiş yerleri. Hayret! Ben dört tane görmüştüm. (Heyecanlı) Bak! Bak!
SAGREDO : Ben üç tane görüyorum.
GALİLEO : Dördüncü nerde peki? İşte çizimler burada. Nasıl yol aldıklarını hesaplamalıyız.

(Heyecanla işe koyulurlar. Sahne kararır. Arkada, gökte, Jüpiter’le uyduları görünür. Sahne aydınlığında ikisi paltolarına sarılmış, oturmaktadırlar)

GALİLEO : Tamam işte, kanıtlandı. Bu durumda görünmeyen dördüncü yıldız ancak birtek yerde olabilir: Jüpiter’in arkasında. İşte sana bir yıldız ki çevresinde bir başkası dönüyor.
SAGREDO : Peki, ama, Jüpiter’in asılı olduğu saydam küreye ne olacak?
GALİLEO : Yaa… Söyle bakalım, ne olacak? Jüpiter bir küreye tutturulmuş olsa öteki yıldızlar dönenebilirler mi çevresinde? Hani nerde gök kubbe? Haklıymışlar işte Kopernik, Giardano Bruno… Bütün dünya onlara karşıydı ama, sonunda haklı çıktılar işte. Andrea duymalı bunu. (Dışarıya seslenir.) Bayan Sarti! Bayan Sarti!
SAGREDO : Korkuyorum.
GALİLEO : Neden?
SAGREDO : Aklını başına topla. Gerçekse gördüğün başına gelebilecekleri düşünebiliyor musun? Dünya evrenin merkezi değil de, sadece bir yıldızsa… ve sen bunu bütün dünyaya duyurursan…
GALİLEO : Evet, ne olmuş? Bütün yıldızlarıyla, koskoca evren de, bizim küçücük dünyamızın çevresinde dönmüyor işte! Bayan Sarti!
SAGREDO : Demek sadece yıldızlar var. Yerle gök arasında ayırım yok demek. Peki Tanrı nerde öyleyse?
GALİLEO : Ne demek istiyorsun?
SAGREDO : Tanrı nerde diyorum?
GALİLEO : (Kızgın, göğü göstererek) Orda değil! Oralarda başka canlılar varsa, gelip Tanrı’yı burada ararlarsa, burada da bulamayacaklar!
SAGREDO : Tanrı nerde peki?
GALİLEO : Din adamı değilim ben. Matematikçiyim.
SAGREDO : Her şeyden önce insansın. Soruyorum sana, senin evreninin neresinde Tanrı?
GALİLEO : İçimizde, ya da… hiçbir yerde.
SAGREDO : (Bağırır) Yakılan adamın dediği gibi.
GALİLEO : Evet. Onun dediği gibi.
SAGREDO : Böyle dediği için yakıldı o adam, on yıl bile olmadı daha.
GALİLEO : Kanıtlayamadı da ondan. Varsayımdı onununki. Bayan Sarti!
SAGREDO : (İnanmamıştır) Kanıtlasaydı başka türlü mü olurdu?
GALİLEO : Elbette başka olurdu. Bak Sagredo, ben insana inanıyorum, insanın aklına, sağduyusuna inanıyorum. Böyle bir inancım olmasaydı sabahları yataktan kalkacak gücü bulamazdım kendimde. Gerçeği bilmek istiyor insanlar. (Cebinden ufak bir taş parçası çıkarır) Biri kalkıp yere bir taş düşürse (Taşı elinden bırakır), sonra da “taş yere düşmedi” dese, susar mı sanıyorsun? İnanırlar mı? Kabullenip susarlar mı? Gözünle gördüğün kanıtın gücünü düşün. Sağlam kanıtlara herkes boyun eğer -eninde sonunda- herkes. Düşünmek insan soyunun en büyük keyiflerinden biridir.
Bn. SARTİ : (Girer) Bir şey mi istemiştiniz Bay Galilei?
GALİLEO : (Teleskopun başına oturmuştur, bir şeyler yazmaktadır. Çok nazik) Andrea’yı rica edecektim.
Bn. SARTİ : Uyuyor.
GALİLEO : Çok sevineceği bir şey göstereceğim ona.
Bn. SARTİ : Gene bu boruyla mı? Gece yarısı, bunun için mi uyandıracağım çocuğu? Çıldırmışsınız siz. Uyandıramam şimdi.
GALİLEO : Peki. Belki siz yardım edebilirsiniz siz bize. Çok okuduğumuzdan olacak çözemediğimiz bir sorun var. Yıldızlara ilişkin bir şey. Şunu öğrenmek istiyoruz. Büyükler mi küçüklerin çevresinde dolanır, küçükler mi büyüklerin çevresinde?
Bn. SARTİ : (Kuşkulu) Eğleniyor musunuz, yoksa gerçekten mi öğrenmek istiyorsunuz?
GALİLEO : Gerçekten öğrenmek istiyorum.
Bn. SARTİ : Kestirmeden söyleyeyim öyleyse. Yemeği ben mi size getiriyorum, siz mi bana?
GALİLEO : Siz getiriyorsunuz. Dünkünün dibi tutmuştu.
Bn. SARTİ : Niye tutmuştu dibi? Yemek ocaktayken ayakkabılarınızı istediniz. Ayakkabılarınızı ben getirmedim mi?
GALİLEO : Öyle olmalı.
Bn. SARTİ : Neden? Çünkü büyük sizsiniz, okumuşsunuz, parayı da siz veriyorsunuz.
GALİLEO : Anladım, evet. Hiç de zor değilmiş. Gidebilirsiniz Bayan Sarti. (Sarti, memnun çıkar) Birde gerçeği anlamazlar diyorsun, ha? Gerçeğe susamış bu insanlar. (Sabah duasının çanları duyulur. Sırtında peleriniyle Virginia girer, elinde fener.)
VİRGİNİA : Günaydın baba.
GALİLEO : Bu saatte ne işin var senin ayakta?
VİRGİNİA : Bayan Sarti’yle sabah duasına gidiyoruz. Ludovico da gelecek. Gece nasıldı baba?
GALİLEO : Aydınlık.
VİRGİNİA : Ben de bakabilir miyim?
GALİLEO : Niye? (Virginia karşılık bulamaz.) Oyuncak değil bu.
VİRGİNİA : Biliyorum baba. Yeni bir şeyler buldun mu gökyüzünde?
GALİLEO : Sana göre bir şey yok. Büyük bir yıldızın yanı başında birkaç soluk leke. (Sagredo’ya) Floransa dukasının adını verip “Medici Yıldızları” demeli bunlara. (Gene Virginia’ya) Belki de Floransa’ya taşınıyoruz Virginia. Duka’ya , mektup yazdım. Bakalım beni saray matematikçisi olarak kabul edecek mi?
VİRGİNİA : (Sevinçli) Saraya mı gidiyoruz?
SAGREDO : Galileo!
GALİLEO : Ne yapayım dostum. Zaman gerek bana! Kanıt gerek. Bol bol da et yemek istiyorum. Tek kaygım, beni oraya isterler mi acaba?
VİRGİNİA : İstemez olurlar mı baba, yeni bulduğun yıldızlar… Falan.
GALİLEO : Hadi sen kiliseye. (Virginia çıkar.) Önemli kişilere mektup yazmaya alışık değilim. (Sagredo’ya bir mektup uzatır.) Bak bakalım olmuş mu?
SAGREDO : (Mektubu okur, Sonunu yüksek sesle bitirir.) “… bütün dileğim yanı başınızda olmak. Siz, dünya tarihinin bu büyük çağını aydınlatmak üzere doğan güneşsiniz.” Floransa Dukası dokuz yaşında.
GALİLEO : Fazla dalkavukça buluyorsun anlaşılan. Ben de acaba yeteri kadar dalkavuk değil mi diye korkuyordum. Benim gibi rahatsız edici buluşları olan biri ancak el etek öperek doğru dürüst bir iş bulabilir. Karnını doyurmak için kafasını kullanmayı beceremeyenlere de hiç dayanamam, biliyorsun. (Bayan Sarti’yle Virginia kiliseye gitmek üzere sahneden geçerler.)
SAGREDO : Floransa’ya gitme Galileo.
GALİLEO : Neden?
SAGREDO : Din adamları yönetiyor orayı.
GALİLEO : Saray da ünlü bilginler var.
SAGREDO : Hepsi uşak onların.
GALİLEO : Enselerinden teleskopun başına oturturum. Papazlar da insan, Sagredo. Kanıtlara karşı koyamazlar.
SAGREDO : Tehlikeli bir yoldasın Galileo. Bilim alanında kuşkucusun, kılı kırk yararsın, ama başka konularda çocuk gibisin. Gerçeği gören birini baştakiler rahat bırakırlar mı? Papa’ya çıkıp da “siz yanılıyorsunuz,” dediğinde, hemen günlüğünü açıp: “10 Ocak 1610 : Bugün gök kubbe yok edildi,” diye mi yazacak sanıyorsun? Demin şu teleskopun önünde oturup yıldızlara bakarken seni alevlerin içinde görür gibi oldum! Ben kanıtlara inanırım, dediğinde de yanık et kokusu geldi burnuma. Bilimi severim, dostum, ama seni daha çok severim. Floransa’ya gitme, Galileo.
GALİLEO : İsterlerse beni giderim.

IV

GALİLEO VENEDİK CUMHURİYETİ’NDEN AYRILIP FLORANSA SARAYINI SEÇMİŞTİR. SARAY BİLGİNLERİ TELESKOPLA BULDUKLARINA İNANMAZLAR

Böyle gelmiş böyle gider, der eskiler.
Yararlı değilsen, çek arabanı, der yeniler.

GALİLEO’NUN FLORANSA’DAKİ EVİ

(Galileo, Andrea ve Federzoni Duka’yı beklemektedirler. Bir ses duyulur: “Floransa Dukası Cosimi di Medici hazretleri!” Bayan Sarti koşarak girer, kenara çekilir. Floransa Dukası, ardında saraylı iki hanım, Saray Nazırı, felsefe profesörü ve matematik profesörü olmak üzere girerler. Odadakiler saraylıları selamlarlar. Dokuz yaşındaki Duka, Bayan Sarti’nin gösterdiği yere oturur. Saray Nazırı “Başlayalım” işaretini verir.)

GALİLEO : Soylu efendim, üniversitenizin profesörlerine, huzurunuzda, yeni buluşlarımı sunabilmek benim için büyük mutluluktur. Saygıdeğer hocalar, Jüpiter’in uyduları olan Medici yıldızlarını incelemekle başlamak isterler mi acaba?
ANDREA : (Teleskopun önündeki tabureyi göstererek) Buraya buyurun lütfen.
FİLOZOF : Teşekkür ederim, yavrum. Korkarım iş bu kadar basit değil. Çok sözü edilen, ünlü teleskopunuzdan bakmadan önce bir tartışma açmak daha doğru olacak sanırım. Konumuz: Bu türlü gezegenler varolabilirler mi?
MATEMATİKÇİ : Geleneksel kurallara uygun bir tartışma.
GALİLEO : Ben de, teleskoptan bir baksanız, kendi gözlerinizle görürsünüz, diyorum.
ANDREA : Buyurun lütfen.
MATEMATİKÇİ : Evet. Evet. Tabii. Mutlaka bilirsiniz, geleneksel düşünceye göre dünya dışında herhangi bir merkezin çevresinde dönen yıldızlar varolamaz.
FİLOZOF : Sayın matematikçimizin (Matematikçiye döner) bu gibi yıldızların olabilirliği konusundaki kuşkusunun ötesinde, ben de bir felsefeci olarak, şunu sormak istiyorum: Böyle yıldızlar gerekli midir? Aristoteles divini universum, quaedam miracule universi. Orbes mystice canorea, arcus crystallini circulatio corporum celestium.
GALİLEO : Tartışmayı günlük konuşma dilinde sürdürsek nasıl olur? Dostum Bay Federzoni Latince bilmez.
FİLOZOF : Anlaması gerekli mi?
GALİLEO : Evet.
FİLOZOF : Özür dilerim. Ben onu yanınızda çalışan mercek ustası sanmıştım.
ANDREA : Bay Federzoni hem işçi, hem de bilgindir.
FİLOZOF : Teşekkür ederim yavrum. Madem Bay Federzoni öyle istiyor.
GALİLEO : Ben öyle istiyorum.
FİLOZOF : Tartışmamız inceliğini yitirecek, ama ev sizin eviniz… Ölümsüz Aristo’nun evreni, o gizemli, o şiirsel küreleriyle, kristal kubbeleri, güney yarım küreyi kaplayan takımyıldızlarının zenginliği ve gök kubbenin saydam yapısıyla öylesine görkemli bir simetri ve güzellik anıtıdır ki, bu yapının uyumunu bozmaya kalkışmadan önce iyice düşünmemiz gerekir.
GALİLEO : Efendimiz, varlığı olanaksız ve gereksiz görülen yıldızlarınıza siz acaba teleskopla bir bakmak istemez miydiniz? (Cosimo yerinden kalkmak ister, çevresindekilerin işaretiyle yeniden oturur.)
MATEMATİKÇİ : Olmayanı gösterebilen bir teleskop, pek güvenilir bir teleskop olmasa gerekir, diyeceği geliyor insanın.
GALİLEO : Ne demek istiyorsunuz?
MATEMATİKÇİ : Sizi daha çok kızdırmayacağını bilsem, gök kubbede var olanla, teleskopunuzdan görünenlerin apayrı şeyler olabileceğini ileri sürerdim.
FİLOZOF : Daha kibarca söylenemezdi doğrusu.
FEDERZONİ : Medici yıldızlarını merceğin üstüne mi boyadık yani?
GALİLEO : (Sakin) Beni dolandırıcılıkla mı suçluyorsunuz?
MATEMATİKÇİ : Asla! Böyle bir şeyi nasıl yapabiliriz soylu efendimizin huzurunda? (Saraylılar eğilip Duka’ya selam verirler. Duka hanımlardan yaşlısının kulağına bir şeyler söyler.)
HANIMLARIN YAŞLISI : Hayır efendimiz, yıldızlarınıza bir şey olmadı. Beyler sadece yıldızlarınız gerçekten var mı, yok mu onu araştırıyorlar. (Sessizlik)
KADINLARIN GENCİ : Teleskoptan bakınca Büyük Ayının kılları tek tek görünüyormuş, öyle mi?
FEDERZONİ : Evet. Boğanın da her bir şeyi.
GALİLEO : Beyler, şimdi şu teleskoptan bakacak mısınız, bakmayacak mısınız?
FİLOZOF : Bakacağız, tabii.
MATEMATİKÇİ : Tabii, tabii. (Sessizlik. Birden Andrea döner, dimdik, odayı baştan başa geçer, annesi kolundan tutar.)
BN. SARTİ : N’oluyor sana?
ANDREA : Aptal be bunlar! (Elinden kurtulur, çıkar.)
FİLOZOF : Zavallı yavrucak.
NAZIR : Efendimiz, saygıdeğer baylar, saray balosunun kırkbeş dakika sonra başlayacağını anımsatabilir miyim?
MATEMATİKÇİ : Uzatmaya ne gerek var? Bay Galilei eninde sonunda gerçekleri kabul etmek zorunda kalacak. Jüpiter’in uyduları olsaydı, gök kubbeyi kırıp geçmek zorunda kalırlardı. Bu kadar basit.
FEDERZONİ : Çok şaşacaksınız ama, gök kubbe yok.
FİLOZOF : Hangi okul kitabını açarsanız açın, olduğunu göreceksiniz.
FEDERZONİ : Öyleyse yeni kitaplar yazılsın.
MATEMATİKÇİ : Efendimiz, meslektaşlarımla benim ileri sürdüğümüz düşünceler gücünü ölümsüz Aristo’dan almaktadır.
GALİLEO : (Aşağıdan alarak) Baylar Aristo’ya inanmak başka, gerçeğe, elle tutulur gerçeğe inanmak başka. Yalvarırım size, gözlerinize inanın yeter.
MATEMATİKÇİ : Belki beni eski kafalı bulacaksınız ama, ben sık sık Aristo’yu okurum, gözlerime de ancak okurken inanırım.
FEDERZONİ : Aristo’nun teleskopu yoktu.
MATEMATİKÇİ : Adamınıza söyleyin lütfen bilimsel bir tartışmaya burnunu sokmasın.
FİLOZOF : Burada yüce Aristo’ya leke sürülecekse, bu tartışmanın sürdürülmesini bütünüyle anlamsız buluyorum.
GALİLEO : (Öfkesini bastırarak) Baylar, evren üstüne bildiklerimizin tümüne bir bakarsak, acınacak durumda olduğumuzu görürüz. Ben mutlu bir raslantı sonucu, evrenin çok küçük bir parçasını biraz daha yakına getiren bir araç buldum. Yararlanın bundan.
FİLOZOF : Efendimiz, bayanlar, baylar. Soruyorum size: Nereye götürür bizi bütün bunlar?
GALİLEO : Bilim adamları olarak, gerçeğin nereye götüreceğini sormak bizim işimiz olmamalı derim.
FİLOZOF : (Müthiş kızgın) Gerçek bizi her yere, hiç istemediğimiz yerlere götürebilir.
MATEMATİKÇİ : Bay Galilei, sizi yanlış anlamadıysam, iki bin yıllık öğretileri yok saymamızı istiyorsunuz.
GALİLEO : İki bin yıldır gökyüzüne bakıyorduk, Jüpiter’in uydularını görmüyorduk, ama onlar hep vardı. Baylar, can çekişen öğretileri savunmayalım. (Duka uyumak üzeredir) Efendimiz! Venedik tersanesinde çalışırken yapı ustalarıyla, marangozlarla, gemicilerle sürekli ilişkilerim oldu. Okuma yazma bilmezlerdi, yalnızca beş duyularına güvenirlerdi. Onlardan çok şey öğrendim ben. Klasik bir eğitimin olanaklarından yararlanamamış, ama, gözlerini kullanmaktan korkmayan bu insanların buradaki baylar hakkında ne düşündüklerini çok merak ediyorum. (Sessizlik)
FİLOZOF : Bütün işittiklerimizden sonra, Bay Galilei’nin hayranlarını tersanelerde bulacağından hiç kuşkum yok.
NAZIR : Efendimiz, üzülerek söylemek zorundayım, bu son derece yararlı ve öğretici tartışma öngörülenden çok fazla vakit aldı. Balodan önce dinlenmelisiniz biraz. (Bir işaret üzerine Duka Galilei’yu selamlar. Saraylılar hızla çıkmaya başlarlar.)
BN. SARTİ : (Duka’nın önüne dikilip bir tabak kurabiye sunar.) Bir kurabiye almaz mıydınız, efendimiz? (Hanımların en yaşlısı Duka’yı dışarı çıkarır.)
GALİLEO : (Arkalarından koşar.) Bir kez olsun teleskoptan baksaydınız yeterdi.
NAZIR : Duka Hazretleri, ortaya koyduğunuz düşünceleri, çağımızın bu konudaki en büyük yetkilisine iletecek, Vatikan’ın Roma’daki Araştırma Merkezi’nin başgökbilimcisi, Peder Christopher Clavius’un görüşlerini alacaktır.