Etiketler

, , , , , , ,

Galileo Galilei

Yazan : Bertolt Brecht 

Çevirenler: Adalet Cimcoz
Teoman Aktürel
Genco Erkal

(Bu oyun metni “Halk Sahnesi Oyuncuları”nin sitesinden alinmistir.)

1. Sahne: Padova-Galileo’nun çalışma odası (1609)
2. Sahne: Venedik-Büyük Tersane
3. Sahne: Padova-Galileo’nun çalışma odası (10.1.1610)
4. Sahne: Floransa-Galileo’nun evi
5. Sahne: Roma-Collegium Romanum (1616)
6. Sahne: Roma-Kardinal Bellarmin’in sarayı(5.3.1616)
7. Sahne: Roma-Floransa Büyükelçiliği Sarayı
8. Sahne: Floransa-Galileo’nun evi (1623)
9. Sahne: Bir İtalyan kentinde karnaval
10. Sahne: Floransa-Medici Sarayı’nda bekleme salonu
11. Sahne: Vatikan’da bir salon (31.5.1633)
12. Sahne: Roma-Floransa Büyükelçiliğinin bahçesi (22.6.1633)
13. Sahne: Floransa yakınında bir köy evi (1633-1642)

I

PADOVA’DA BİR MATEMATİK ÖĞRETMENİ GALİLEO GALİLEİ, KOPERNİK’İN YENİ DÜNYA SİSTEMİNİ KANITLAMAK İSTİYOR.

1609 yılında, Padova’da
Bilim alevi parladı küçük bir odada
Şunu söyledi Galileo Galilei
Güneş duruyor olduğu yerde
Dünya dönüyor çevresinde

PADOVA’DA GALİLEO’NUN YOKSUL ÇALIŞMA ODASI

(Sabah. Ev işlerine bakan kadının oğlu Andrea bir bardak sütle çörek getirir. Galileo, keyifli, giyinmektedir.)

GALİLEO : Masanın üstüne koy sütü; kitaplara dokunma sakın.
ANDREA : Sütçü parasını istiyormuş, annem dedi, vermezsek bir daha uğramayacakmış.
GALİLEO : (Ptoleme sisteminin bir maketini gösterir.) Bak ne var orda?
ANDREA : Nedir bu?
GALİLEO : Eskilere göre gök yüzünün haritası. Dünyanın çevresinde yıldızların nasıl döndüğünü gösteriyor.
ANDREA : Nasıl?
GALİLEO : İnceleyelim bakalım. Ne görüyorsun?
ANDREA : Çemberler var, bir sürü.
GALİLEO : Kaç tane?
ANDREA : Sekiz.
GALİLEO : Tamam. Başka?
ANDREA : Çemberin üstünde ufak toplar var. Bilye gibi.
GALİLEO : Yıldızlar.
ANDREA : Yazılar var.
GALİLEO : Ne gibi?
ANDREA : Yıldız adları.
GALİLEO : Oku bakalım.
ANDREA : Burada “Güneş” yazıyor. İçerdeki çemberde “Ay”.
GALİLEO : O çemberler saydam, kristal küreleri gösteriyor
ANDREA : Nasıl?
GALİLEO : İç içe çok büyük sabun köpükleri düşün. Yıldızlar bu cam kürelere tutturulmuş. Şimdi yürüt bakalım güneşi.
ANDREA : (Yürütür) Ne güzel!
GALİLEO : Tam oradaki topu görüyor musun?
ANDREA : Evet.
GALİLEO : O da dünya işte. İki bin yıldır insanlar, güneşin ve bütün yıldızların dünyanın çevresinde döndüğüne inanmışlar. Papa, kardinaller, prensler, bilginler, kaptanlar, tüccarlar, balıkçılar, öğrenciler hep buna inanmışlar. Yıldızlar çevremizde dönüp duruyor, bizler de bu cam yuvarlaklar içinde kımıldamadan oturuyormuşuz.
ANDREA : Sıkışıp kalmışız.
GALİLEO : Hah!
ANDREA : Kafeste gibi.
GALİLEO : Bana da öyle gelmişti bunu ilk gördüğümde. Ama şimdi çıkıyoruz bu delikten Andrea. Büyük bir hızla çıkıyoruz hem de. Geçti artık. Yeni bir çağ başlıyor. Yüz yıldır bir şeyler bekliyor gibiydi insanlık. “Böyle gelmiş ama, böyle gitmez” deniyor şimdi.
Bence gemilerle başladı bu iş. Öteden beri insanlar hep kıyı kıyı gitmişler, derken bir gün, veryansın etmişler, bırakıp kıyıları açılmışlar büyük denizlere.
Sonra bir haber yayılmış eski dünyamıza: Yeni dünyalar bulundu. Şimdi gülüyoruz, “korktuğumuz okyanus küçücük bir gölmüş meğer,” diyoruz. Her şeyin nedenini öğrenmek istiyoruz. Attığın taş neden yere düşer, bilmek istiyoruz. Gün geçmiyor ki yeni bir şeyler bulunmasın. Siena’da görmüştüm bir gün -çok gençtim daha- yapı ustaları tartışıyorlardı. Koca bir granit parçasını kaldırmaları gerekiyordu. Zorlanıyorlardı. İçlerinden biri işi kolaylaştırmak için makaralarla iplerin değişik bir biçimde düzenlenmesini öneriyordu. Beş dakika tartıştılar ve hemen oracıkta bin yıldır kullanılan yöntemi bırakıp yenisine geçtiler. Yeni bir çağa girdiğimizi ilk o zaman anladım işte. -Eski kitaplarda yazılanlar yetmiyor artık. Bin yıldır tahtında oturan inanç yerini kuşkuya bıraktı şimdi. “Güzel” diyoruz, kitaplar öyle yazıyor ama, bir de biz görelim. Bakalım yazılanlar doğru mu?
Bir yal üfürdü Andrea. Prenslerin, din adamlarının altın işlemeli ataklari havalsandı. Tombul bacaklar sıska bacaklar çıktı ortaya, tıpkı bizim bacaklarımız gibi.
Görürsün bak, çok yakında gökbilim çarşıda pazarda tartışılacak. Balıkçıların çocukları okula gidecek. Düşmesin diye yıldızlar yuvarlaklara çakılıymış, öyle mi? Yüreklilik gösterip boşluğa salıveriyoruz artık onları, hiçbir şeye tutunmadan almış başlarını gidiyorlar. Yeryüzü de sevinçle dönüyor güneşin çevresinde. Balıkçılar, tüccarlar, presler, kardinaller de birlikte. Papa bile.
ANDREA : Bu dönme işine aklım ermiyor.
GALİLEO : Dün anlatmıştım sana.
ANDREA : Evet, ama, çok zor. Ben daha ekimde onbirime basacağım, nasıl anlarım?
GALİLEO : Ben özellikle senin anlamanı istiyorum. Senin gibilerin de anlayabilmesi için çalışıyorum. Onun için alıyorum bu pahalı, kitapları. Sütçünün parasını verirdim yoksa.
ANDREA : Gözlerime mi inanayım, size mi? Güneş akşamları başka yerde, sabah başka. Yer değiştirdiğini görüyorum.
GALİLEO : Görüyormuş. Hiçbir şey gördüğün yok. Alık alık bakıyorsun o kadar. Görmek denmez ona. Bak, bu güneş. Otur. (Andrea oturur. Galileo arkasına geçer.) Nerde güneş, sağda mı, solda mı?
ANDREA : Solda.
GALİLEO : Nasıl geçer sağa.
ANDREA : Siz götürürseniz.
GALİLEO : Başka yolu yok mu? (İskemleyle birlikte Andrea’yı 180 derece döndürür.) Nerde şimdi güneş?
ANDREA : Sağda.
GALİLEO : Kımıldadı mı yerinden?
ANDREA : Kımıldamadı.
GALİLEO : Ne kımıldadı öyleyse?
ANDREA : Ben.
GALİLEO : (Bağırır.) Sen değil, alık! İskemle!
ANDREA : Ama ben de üstündeydim.
GALİLEO : Elbette. İskemle dünyamız. Sen de üstündesin. (Andrea’nın annesi Bayan Sarti içeri girmiştir.)
Bn. SARTİ : Ne yapıyorsunuz Bay Galilei?
ANDREA : Bırak anne, sen anlamazsın.
Bn. SARTİ : Ben anlamam da sen anlarsın öyle mi? İyi giyimli genç bir bey geldi, ders almak istiyormuş. Bir de mektup getirmiş. (Mektubu verir. Galileo’nun yatağını yapar.) Sonunda iki kere iki beş eder diyecek. O hale getirdiniz. Dün gece kalkmış neler anlatıyor bana. Güneş olduğu yerde duruyormuş da, dünya çevresinde dönüyormuş.
ANDREA : Yalan mı Bay Galilei?
Bn. SARTİ : Neler öğretiyorsunuz kuzum bu çocuğa? Okulda bunları gevelesin de papazlarla başım derde mi girsin? Bu mudur istediğiniz?
GALİLEO : (Kahvaltı etmektedir.) Uzun araştırmalar ve yoğun çalışmalar sonunda, Andrea’yla birlikte artık gizliyemeyeceğimiz gerçeklere vardık Bayan Sarti. Bütün dünya bilmeli bulduklarımızı. Yeni bir çağ başladı. Bu çağda yaşamak sevinç verecek insana.
Bn. SARTİ : İyi. Bakalım bu yeni çağda sütçünün borcunu ödeyebilecek miyiz? (Mektubu göstererek.) Sizden rica ediyorum, bu geleni de geri çevirmeyin n’olur. Benim aklım sütçünün parasında. (Gider.)
GALİLEO : (Andrea’ya.) Demek dün konuşulanlardan aklımızda biraz bir şeyler kalmış, ha? (Varlıklı genç bir adam, Ludovico Marsili girer.)
GALİLEO : Yolgeçen hanına döndü burası.
LUDOVİCO : Günaydın efendim. Adım Ludovico Marsili.
GALİLEO : (Mektubu okuyarak) Hollanda’dan geliyormuşsunuz?
LUDOVİCO : Evet efendim. Adınızı çok işittim oralarda.
GALİLEO : Ailenizin Campagna’da çiftlikleri, bağları, bahçeleri varmış…
LUDOVİCO : Annem yurt dışına gönderdi beni. çık gez biraz, dolaş dünyayı ne var ne yok bir gör bakalım, dedi.
GALİLEO : Hollanda’da öğrendiğinize göre İtalya’da ben mi varmışım?
LUDOVİCO : Annem, bilim dünyasındaki gelişmelerle de ilgilenmemi istediğinden…
GALİLEO : Özel ders için ayda on duka alırım.
LUDOVİCO : Peki efendim.
GALİLEO : Hangi konuya ilgi duyuyorsunuz?
LUDOVİCO : Atlara.
GALİLEO : Yaaa!
LUDOVİCO : Bilime pek yatkın değil kafam.
GALİLEO : Öyleyse onbeş duka.
LUDOVİCO : Peki efendim.
GALİLEO : Sabahları erken gelirsiniz. Bu işten sen zararlı çıkıyorsun Andrea. Senin dersler bitti böylece. Ne yapalım? Sen para ödemiyorsun.
ANDREA : Evet. (Çıkar.)
LUDOVİCO : Bana karşı biraz sabırlı olmanız gerekecek. Çünkü bilimde işler pek mantıkla yürümüyor. Anlaması güç. Amsterdam’da satılan o acayip boruyu ele alalım söz gelişi. Yakında inceledim yeşil deriyle kaplı bir boru. İçinde de iki mercek. Biri böyle (İçbükey işareti), biri böyle (dışbükey işareti). Biri büyültüyor, öteki küçültüyormuş. Yani şimdi aklı başında olan kime sorsanız, “bunlar birbirinin etkisini ortadan kaldırır” diyecektir, değil mi? Hayır efendim, borudan bir bakıyorsunuz her şey beş kat büyük görünüyor. Buyrun bakalım. İşte bilim.
GALİLEO : Neymiş o, beş kat büyük görünen?
LUDOVİCO : Kilise kulesi, kuşlar, uzakta ne varsa.
GALİLEO : Siz de bakıp gördünüz mü?
LUDOVİCO : Gördüm ya.
GALİLEO : Borunun iki merceği var dediniz değil mi? (Kağıda çizer.) Böyle mi? (Ludovico başıyla evet der.) Ne zaman bulunmuş bu?
LUDOVİCO : Ben oradan ayrılmadan az önce bulunmuştur sanırım, piyasaya yeni çıkmıştı.
GALİLEO : (Nerdeyse dostça) Fizik öğrenip kafanızı karıştıracaksınız da ne olacak? At yetiştirirsiniz daha iyi değil mi? (Bayan Sarti girer. Galileo onu görmez.)
LUDOVİCO : Annem kafasına takmış bir kez, bilimsiz olmaz, diyor. İçki sofrasında bile bilimden söz etmek gerekiyormuş günümüzde.
GALİLEO : Latince ya da Tanrıbilim öğrenseydiniz bari, daha kolaydır. (Bayan Sarti’yi görür.) Peki, Salı sabahı gelin. (Ludovico çıkar.) Bakma öyle. Anlaştık işte. Salıya başlıyoruz.
Bn. SARTİ : Tam zamanında gördün beni de ondan. Üniversiteden Bay Priuli geldi. dışarda bekliyor.
GALİLEO : Gelsin, gelsin. Priuli önemli. İşin ucunda beş yüz duka var. Belki de özel derslere gerek kalmaz. (Bayan Sarti, üniversitenin parasal işlerinden sorumlu yöneticisi Bay Priuli’yi içeri alır. Galileo bu arada bir kağıdın üstüne bir takım sayılar yazar.)
PRİULİ : Günaydın.
GALİLEO : Yarım duka verin bana. Borç. (Adamın kesesinden çıkarıp verdiği parayı Galileo Bayan Sarti’ye uzatır.) Bayan Sarti, Andrea’yı gözlükçüye gönderin, iki mercek alsın, ölçüleri yazılı burada. (Bayan Sarti çıkar.)
PRİULİ : Aylığınızın bin dukaya çıkarılmasını istemişsiniz. Onun için geldim. Yazık ki dilekçenizi yönetim kuruluna iletemeyeceğim. Biliyorsunuz matematik dersleri üniversitemize para getirmiyor.
GALİLEO : (Kâğıtların üzerine eğilmiştir.) Ben de beşyüz dukayla geçinemiyorum.
PRİULİ : Haftada ikişer saatten dört saat dersiniz var bizde. Bunun dışında özel öğrencilerinizden dilediğiniz kadar para kazanabilirsiniz.
GALİLEO : Ben ne zaman çalışacağım peki? Araştırmalarıma nasıl vakit ayıracağım? Seçtiğim bilim dalında yeni ve önemli gelişmeler bekleniyor. Bu yüzden de çok çalışmak, öğrenmek, araştırmak gerekiyor. Buna karşılık biz ne yapıyoruz? Aç kalmayalım diye karşımıza çıkan her paralı budalanın kafasına, paralel çizgilerin sonsuzda kesiştiğini sokalım diye didinip duruyoruz.
PRİULİ : Cumhuriyetimiz, kimi prenslerden daha az para veriyor olsa bile, unutmayın, araştırmalarınız için özerklik sağlıyor size. Venedik Cumhuriyeti’nde Engizisyon’un sözü geçmez deniyor. Az şey değil bu, Bay Galilei.
GALİLEO : Başka yerlerde Engizisyon var, yakalar adamı diyerek, ucuza öğretmen çalıştırmanın yolunu bulmuşsunuz. İyi doğrusu.
PRİULİ : Yoo. Haksızlık ediyorsunuz. Özgürlük…
GALİLEO : Peki söyler misiniz, ne işe yarıyor bu özgürlük? Araştırma yapmak için özgür zaman sağlamıyorsa ne yapayım ben o özgürlüğü? “Cisimlerin Düşüş Yasası”yla ilgili çalışmamı (bir tomar kâğıt gösterir) bir gösterim bakalım yönetim kuruluna, fazladan birkaç duka etmez mi?
PRİULİ : Birkaç dukadan çok fazla eder.
GALİLEO : Çok fazlasını boş verin, beşyüz duka yeter.
PRİULİ : Paraya vurulacak olursa, bir şeyin değeri, getireceği parayla ölçülür. Para kazanmak istiyorsanız karşılığında başka şeyler üretmeniz gerekir.
GALİLEO : Anlıyorum. Serbest araştırma ve serbest piyasa. Kısaca serbest araştırma piyasası yani.
PRİULİ : Neden o ünlü hesap cetvelinize benzer bir şeyler bulup çıkarmıyorsunuz ortaya? Hiç matematik bilmeyenler bile karekökü bulabiliyor, faiz hesapları yapabiliyordu cetvelinizle.
GALİLEO : Çocuk oyuncağı.
PRİULİ : Ticaret odasının çok hoşuna gitmiş, çok da para getirmişti büyüklerimize. Niçin çocuk oyuncağı diyorsunuz? Ticareti küçümsemeyin Bay Galilei.
GALİLEO : Priuli, durun bakayım, işinize yarayacak bir şeyim olacak sanıyorum. (Çizdiği kâğıdı alır eline.)
PRİULİ : Öyle mi? O zaman her şey yoluna girecek demektir. (Kalkar) Büyük bir adam olduğunuzu biliyoruz Bay Galilei. Büyük ama kolay hoşnut olmayan birisiniz.
GALİLEO : Evet. Biraz aklınız olsa böyle olduğum için para verirdiniz bana. Kendimden hoşnut olmadığım için, yaptıklarımla yetinmediğim için. Kırk altı yaşıma geldim, istediğim hiçbir şeyi gerçekleştiremedim daha.
PRİULİ : Öyleyse işinizden daha fazla alıkoymayayım sizi.
GALİLEO : Güle güle. (Priuli çıkar. Galileo çalışmaya başlar. Andrea koşarak gelir.)
GALİLEO : Mercekleri aldın mı?
ANDREA : Para yetmedi. Ceketimi bıraktım.
GALİLEO : Kış kıyamette ne yaparsın ceketsiz? (Çalışır.) Bir şey söyleyeceğim sana Andrea. Düşüncelerimizden sakın kimseye sözetme.
ANDREA : Neden?
GALİLEO : Yasakladılar.
ANDREA : Ama gerçek madem.
GALİLEO : Ama yasak. Bir de şu var: Biz fizikçiler doğru bildiklerimizi daha kanıtlayamıyoruz. Büyük Kopernik’in sistemi bile bugün için yalnızca bir varsayım.
ANDREA : Varsayım ne demek?
GALİLEO : Varsayım, varsayılandır. Kanıtlanmamıştır.
ANDREA : Siz bana her şeyi kanıtladınız ama.
GALİLEO : Sadece öyle olabileceğini gösterdim.
ANDREA : Ben de fizikçi olmak istiyorum Bay Galilei.
GALİLEO : İstersin elbet. Karşılık bekleyen öyle çok soru var ki bu alanda. (Pencereye gidip merceklerden bakar. Pek önemsemeden.) Gel Andrea, bak bakalım şuradan.
ANDREA : Vay canına! Kulenin çanları burnumun dibine geldi. Yazısı bile okunuyor.
GALİLEO : Beş yüz duka sağlayacak bu bize.

II

GALİLEO VENEDİK CUMHURİYETİ’NE YENİ BULUŞUNU SUNUYOR.

Galileo’da da kusur çok
İyi yemek ister canı lop lop
Dinleyin bir kez: ama kızmaca yok
Nedir, ne değildir şu teleskop.

 

VENEDİK LİMANINDA BÜYÜK TERSHANE

(Bir yanda Venedik kentinin ileri gelenleri, senatörler. Öte yanda Galileo’nun arkadaşı Sagredo ile Galileo’nun onbeş yaşındaki kızı Virginia. Elinde kadife bir yastık, üstünde altmış santim uzunluğunda kırmızı deriyle kaplı teleskop. Galileo kürsüdedir. Arkasında teleskopun ayaklığı. Yanı başında mercek ustası Federzoni.)

GALİLEO : Venedik kentinin saygıdeğer büyükleri! Senatörler! Padova Üniversitenizde matematik öğretmeni ve Venedik Tersanesi’nin yönetmeni olarak, bugüne değin, öğretmenliğin yanı sıra, yararlı buluşlarımla Venedik Cumhuriyeti’ne parasal çıkar sağlamayı da kendime görev bildim. Bugün yepyeni bir buluşumu sunmak üzere derin saygıyla çıkıyorum karşınıza. Dürbün, ya da teleskop adını verebileceğimiz bu araç, bilimsel ve dinsel yüce ilkelerin ışığı altında, dünyaca ünlü büyük tersanenizde, yılmadan, usanmadan sürdürülen on yedi yıllık çalışma sonucu gerçekleştirilmiştir.(Kürsüden iner, Sagredo’nun yanına gelir. Alkışlara eğilerek selam verir.)
GALİLEO : (Usulca Sagredo’ya.) Boşa ne çok zaman harcıyoruz.
SAGREDO : (Usulca) Kasabın borcunu ödeyebileceksin, dostum.
GALİLEO : Öyle. İyi para getirecek bunlar. (Alkışlara eğilir, selam verir.)
PRİULİ : Saygıdeğer Senatörler! Sanat alanında, bu yeni buluşumla Venedik kenti gene parlak bir sayfanın altına imzasını atmış bulunuyor. (Hafif alkış) Bugün dünyaca ünlü bir bilgin, büyük gelir sağlayabilecek buluşunu, dilediğiniz gibi üretip satmak üzere size, yalnız size sunuyor (daha güçlü alkış). Üstelik, düşmanlarımızda olmayan bu araç savaşta da ayrıcalık sağlayacak bize, düşman gemilerini, onların bizi görmesinden en az iki saat önce görüp önlem alabileceğiz (çok şiddetli alkış). Sayın senatörler, Bay Galilei, güzel kızının eliyle sunduğu buluşunu lütfen kabul buyurmanızı diliyor.

(Müzik başlar. Virginia önce çıkar, eğilir, teleskopu Priuli’ye uzanır, Priuli de Federzoni’ye verir. Federzoni teleskopu ayaklığın üstüne yerleştirir. Senatörler teleskoptan bakmaya başlarlar.)

1. SENATÖR : İnanılır gibi değil! Santa Rosita’nın surları bile görünüyor.
GALİLEO : (Usulca) Kârlı bir oyuncak bulduk diye seviniyorlar ya, onun çok ötesinde bir şey bu.
SAGREDO : Ne gördün?
GALİLEO : Ayın kendi ışığı yok.
SAGREDO : Ne?
2. SENATÖR : Gemide balık yiyorlar. Ağzım sulandı.
GALİLEO : Şöyle bir araç olsaydı bin yıldır yerinde saymazdı gök bilimi.
3. SENATÖR : Tanesi on dukadan rahatça satılır bunlar Bay Galilei. (Galileo eğilir selamlar.)
4. SENATÖR : Rezalet! Hanıma söylemeli. Bundan böyle balkonda güneşlenmek yok.
VİRGİNİA : (Ludovico’yu Babasının yanına getirir.) Baba, Ludovico kutlamak istiyor seni.
LUDOVİCO : (Utanmış) Sizi kutlarım efendim.
GALİLEO : Biraz geliştirdim.
LUDOVİCO : Evet efendim. Kılıfını kırmızı yapmışsınız. Hollanda’daki yeşildi.
GALİLEO : (Sagredo’ya) Samanyolu’nun nelerden oluştuğunu biliyor musunuz?
SAGREDO : Yoo.
GALİLEO : Ben biliyorum.
PRİULİ : (Galileo’nun yanına yaklaşır.) Eh. Beş yüz dukayı cebinizde bilin Bay Galilei.
SAGREDO : (Yaklaşır) Bilginlerinize biraz para verebilmek için böyle bahaneler yaratmak zorundasınız. Ne yazık!
PRİULİ : Böylece yaratıcı güçlerini kamçılamış oluyoruz, değil mi efendim? (Senatörler Galileo’nun çevresini sararak, kutlarlar.)
VİRGİNİA : (Ludovico’ya) Nasıldım? Yüzüme gözüme bulaştırmadım ya?
LUDOVİCO : Yok canım.
VİRGİNİA : Nen var?
LUDOVİCO : Yok bir şey. Kılıfı yeşil olsaydı ne farkederdi, onu düşünüyorum.
VİRGİNİA : Babamdan herkes pek hoşnut galiba.
LUDOVİCO : Ben de bilimin ne olduğunu biraz biraz anlamaya başladım galiba.